PDA

Tam Versiyonunu Görüntüle : "Keçiören'i Adeta Yeniden Yarattık"



Gül Keskin
19-12-2007, 11:53
Ankara’nın bir milyondan fazla nüfusa sahip ilçesi Keçiören, Belediye tarafından üretilen birbirinden ilginç düzenleme projeleriyle her geçen gün başka bir çehreye bürünüyor. Belediye tarafından tasarlanan ve uygulanan projeler arasında; Estergon Türk Kültür Merkezi (solda), Keçiören Açık Hava Müzesi, Cumhuriyet Kulesi (sağda), Dev Yeraltı Akvaryumu gibi çok sayıda proje bulunuyor.

Keçiören Belediyesi Projeleri'yle ilgili habere buradan (http://www.arkitera.com/haber_23203_kecioren-i-adeta-yeniden-yarattik.html) ulaşabilirsiniz.

blur
19-12-2007, 16:39
Mehter takımı kadar olabilsek :D
lS92xGIit7c

Emine Merdim
20-12-2007, 13:17
Belediye başkanını televizyonda izledim. Anlattıkları bu haberi hazırlamımızda fazlasıyla ilham verdi. Haberde de sözü geçen henüz tamamlanmamış olan teleferik projesi var ki akıllara zarar. Bittigi zaman kabloları ışıklandırılacakmış, böylelikle Boğaziçi Köprüsü manzarası oluşacakmış :K Neyse bekleyelim ve görelim...

Sitesi de incelemeye değer Keçiören Belediyesi (http://www.kecioren.bel.tr/)

ayasofya
20-12-2007, 23:36
----- Alıntı---
BİNALARA ESTETİK ŞARTI

Keçiören’in imar problemini büyük ölçüde çözüme kavuşturan Keçiören Belediyesi, daha güzel bir Keçiören için bir dizi çalışma başlattı. Keçiören’de faaliyet gösteren mimarlarla görüşmeler yapan Keçiören Belediyesi İmar Müdürlüğü, mimarlar için örnek teşkil edecek katologlar hazırladı. Yeni yapılacak binalarda uyulacak şartlar konusunda mimarlara öneriler getiren Keçiören Belediyesi, eski binalarda meydana gelen yıpranma ve çirkin görüntülerin ortadan kaldırılması için de bina yönetecilerini uyarararak onarım ve boyaların yenilenmesini istiyor. Güzel ve estetik görünümlü binaların Keçiören’in daha da güzelleşmesine büyük katkısı olacak. Hızlı bir yapılaşma yaşayan Keçiören’de, belediyenin bu girişimiyle göze hoş görünmeyen ve tüm Keçiörenliler’in rahatsız olduğu görüntüler ortadan kalkacak. Böylece Keçiören daha da güzel bir ilçe haline gelecek. Keçiören Belediyesi’nin görsel kirliliğe son vermek amacıyla başlattığı bu çalışma Türkiye’de ilk. Şimdiye kadar Türkiye çapında hiçbir belediye şehrin güzelleşmesi için bu tür girişimler başlatmaya cesaret edemedi. Bu arada 5-6 yıl öncesine kadar büyük bir köy görünümünde olan Keçiören bugün modern yapıların bulunduğu güzel bir ilçe haline geldi. Keçiören Belediyesi her yıl ortalama 500 dolayında inşaat ruhsatı veriyor. Bu sayının önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.

http://www.kecioren.bel.tr/resim/guzelbina6k.jpg
--ALINTI---


Ben bu katalogu görmek istiyorum. Arkitera Mimarlık Merkezi sonuçta bir basın kurumu. Bunu elde edebilirse çok memnun olacağım. Bu cesaretin "cahil cesareti" olduğunu tahmin ediyorum. Bu katalog beni aydınlatacak.

Teşekkürler.

ayasofya
20-12-2007, 23:50
Bir kamuoyu araştırması yapayım dedim.
Önce foto bulayım.

Keçiören'de ki Yapılaşma hakkındaki görüşleriniz,önerileriniz (http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=29416)

Bu adrese gidince ilk bir iki mesajın gerçekten doğru gözlemler içerdiğini gördüm. Sonrası ise fena. Yani burasını sevmeyenler kötü demiyorum ama çoğunluk mutlu. Yeni bir konu açmak istemiyorum ama ben de mimari açıdan Fazıl Say'ın müzikal yeteneklerine sahip olsaydım belki ben de terkederdim. En azından iyi ki Keçiören'de oturmuyorum.

Şimdi diyorsunuz ki sen böyle bir görüşe sahip olmadığın için olanları yargılıyorsun. Eh peki 2005 yılında bu amblem seçildi eskisi atıldı gitti. Bu amblem nedir? Bu despotluk değil midir. Beğenmediğimiz Kadıköy Belediyesi bile (yine grafik değeri düşük olan benim pek beğenmediğim) bir amblem seçti ama yine de herkese sordu en azından.

Açıkçası sizi alıntılarla baş başa bırakıyorum. "Millet layığıyla yönetilir" cümlesini yazmamak istiyorum ama...

--Yazan merek---

Kimse Bana Keçiören'de yapılan o uyduruk ortaçağ kalelerini, gökden inme şelaleleri, abuk subuk anıtları ve bir sürü kitsch binayı güzel diye anlatmasın. Göz var nizam var bir ülkenin başkentine yakışmıyor bunlar. Keçiören Belediyesi bir şey yapmak istiyorsa Avrupa'nın en büyük Kütüphanesini yapsın veya Türkiye'nin en büyük Havuzunu yaptırtsın olmadı Dev bir Lunapark yapsın ama öyle ucuz bayağı işlerle uğraşmasınlar. Bir şehrin orta yerinde hiç Koskoca Şelale olur mu? Keçiören'de Estergon Kalesi bozuntusunun işi ne? Tütün deposu gibi belediye binası yapmak israf değilmidir? Plastikten yapılmış üzerinde bir at nalı eksik heykeller bir şehri ne kadar güzelleştirebilir? Moğolistandaki anıtlar nere Ankara nere?

----

---- yazan zafer ----

Cumhuriyet kulesi yukariya yapiliyor, yokusu ciktiktan sonra.. Resimlerini
aradim ama bulamadim..

Keciörenli oldugum icin biraz anlatayim o mahali:

Estergon Kalesi ne gelmeden önce Türkiyenin en büyük, en cirkin, en
gereksiz Belediye Binasi var.. O kadar büyük ki binanin sadece yarisi
kullaniliyor, bir cok odasi bos. Belediye binasinin dibinde Türk
beyliklerinin bayraklari, ve kurucularinin büstleri var. Zeynep'in de dedigi
gibi tam karsida Orhun anitlari http://wowturkey.com/forum/images/smiles/biggrin.gif Hala da ordalar maalesef.. Karsi tarafta
ise dünyanin en büyük yapay selalesi http://wowturkey.com/forum/images/smiles/wash.gif . Allahtan yeni Migros acildi
oraya o biraz toparliyor ortami..

Unutmayalim Turgut Altinok MHP'den secilmisti ilk senesinde, son secimde
Fazilet partisinden.. Simdi ise sahiden bilmiyorum..

Bu arada Karaca'nin buldugu resim baya eski, su an kale beyaz mermerle
kaplanmis, bu yaz acildi acilacak durumdaydi, belkide simdiye acilmistir..
Girisinde dev boyutlarda bir merdiven var, cikmaya üsendim girmedim
icine, vallahi bence bi 1000 basamak vardi http://wowturkey.com/forum/images/smiles/eye.gif

----

Budur.

s_y
20-12-2007, 23:58
Henüz daha 1. sınıftayken Estergon Kalesi'nde bir etkinliğe katılmıştım, Belediye Başkanı Turgut Altınok'a yapının mimarını sorma fırsatım olmuştu ve ondan "Belirli bir mimarı yok, biz yaptık" cevabını almıştım. Tabii o zamanlar bilmiyordum gerçekten bu yapının mimarının olamayacağını.

ayasofya
21-12-2007, 00:29
Örneğin bu estetik şartını GEÇMİŞ binalar.
İşte CESARET'e bakınız.

gün
23-12-2007, 13:48
Henüz daha 1. sınıftayken Estergon Kalesi'nde bir etkinliğe katılmıştım, Belediye Başkanı Turgut Altınok'a yapının mimarını sorma fırsatım olmuştu ve ondan "Belirli bir mimarı yok, biz yaptık" cevabını almıştım. Tabii o zamanlar bilmiyordum gerçekten bu yapının mimarının olamayacağını.

Harika :). "O" kafaya bir şey anlatamazsınız. Mümkün değil yani..."O" kafa dediğim bir siyasi görüş değil...Her kesimde var "O" kafa...Ne derseniz deyin boş bence...Adam Estargon Kalesi yapıyor ya...Çıldırmamak elde değil...Kalesi olmayan Kırıkkale'ye kale yapıldığı gibi :). Neyse, benim artık sıtkım sıyrıldı...

architurk
23-12-2007, 15:08
Keçiören mutlaka tezlere konu olmuştur, olmadıysa da olmalıdır; ve önemli bir konu başlığı da kitsch olmalıdır. Çünkü yapılanlar tüm öykünmeleriyle, kendini güzel bulmalarıyla, allanıp pullanmaları "özenilmeleri" ile, abartılarıyla ve anonimlikleriyle kitsch'in tanımı içindedir. Karşı-sanat denilen Kitsch nerede biter, Sanat'a (büyük S ile) dahil Postmodernizm nerede başlar?

Acaba, mimarlık eğitiiminde bize baştacı edilen modernizmin en kötü yanlarının benimsenip uygulandığı bir örnek ruhsuz apartmanlar yerine, böyle penbeli morlu, ıncık cıncık süslemeli, az biraz da tek elden çıkma gibi görünen binaları mı yeğ tutmalıyız? Bu binaları beğenen ve savunan insanlara terapi mi uygulayacağız, yoksa sadece anlamaya çalışmakla mı yetineceğiz? Wowturkey sitesinde, 22 Nisan 2006'da Mekselina (Keçiören'de ki Yapılaşma hakkındaki görüşleriniz,önerileriniz (http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=29416&start=20)): "...onlar* sanki ankara'nın başka yerlerini şanzelize'ye çevirdi de bizim mi haberimiz olmadı" diyor. Şanzelize de Paris'te, Disneyland de... Belli ki ikisi de aynı bütünün farklı parçaları, her ikisi de gerekli...

*buradaki onlar-bizler ayrımına dikkat çekmek istiyorum
ps. eklemeden rahat edemeyeceğim, bence semtin adı Kitçören olarak değiştirilmeli:A.

ogabson
23-12-2007, 19:34
.................Bizden Adam Olmaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaz...................
:(

Çok yazacaktım ama neyse... Bayramlık ağzımı açmayım. İnşallah bir gün bütün işlerimiz düzelir. Çok üzülüyorum çok......

Metin Karadağ
23-12-2007, 22:38
Türk Dil Kurumu (http://www.tdk.gov.tr) GTS (Güncel Türkçe Sözlük) bölümünde "Öreke"

"Eğrilmekte olan yün, keten vb. şeylerin tutturulduğu, bir ucu çatal değnek."

Ne dersiniz, "Keçininörekesi" daha uygun bir seçim olur mu?...

Dip not:

İsim değişikliği durumu kurtarmaz ama olsun, yine de "hiç olmazsa" bir anlık algı yanılgısı hissi verir...

...

ogabson
24-12-2007, 01:11
Vaziyeti çok düşünüyorum. İsim değişikliği, söylenecek sözler vs... hepsi boş. olan olmuş /ölen ölmüş kalan sağlar bizimdir diyeceğim ama sağ kalan bi tarafı da kalmamış Keçiören'in / Ankara'nın. Ölüsü başa bela binalarla dolmuş heryer....Olay sadece Keçiörenin sorunu değil tüm Türkiye'nin yapılaşma sorunu.... Neyse bu hamur çok su götürür. Zaten kıyamete de az kaldı diyorlar. Onun için fazla kafayı takıp,üzülmeyelim, kendimizi teselli edelim :)

Ali Yazar Veli Bozar Keskin Sirke Küpüne Zarar....diyordu Barış Manço

Ömer Kanıpak
24-12-2007, 02:16
qLRaBxZ8x6A

ayasofya
24-12-2007, 15:16
İsim kurtarmaz ama olsun iki öneriyi de çok tuttum

1- Kitchören
2- Keçininörekesi

efendim yeni önerilere açığız.

mayaroglu
25-12-2007, 11:26
Sevgili forum üyeleri,

Keçiören’deki gibi örnekleri sadece “kitsch” olarak değerlendirip işin için sıyrılmak bir anlamda kolaycılığa kaçmak olur. Ayrıca bu tip bölgeleri “öteki Ankara” veya “öteki İstanbul”, “öteki İzmir”, ..... “öteki herhangi bir yer diye nitelendirip, kendi yaşadığımız “öteki olmayan şehrimizi” korumak adına katı sınırlar çizmek de sanırım en kolayıdır. Çünkü istendiği takdirde her zaman karşımıza bir “öteki” koyup cephe alabiliriz. Fakat daha zor olanı, biz mimarlar, şehirciler, akademisyenler olarak bir şekilde bu sürecin içine dahil olup verimli katkılar ortaya koymaktır. Bence genelde forumlardaki yorumlarda da ve hatta zaman zaman Mimarlar Odası'nın tavrında da düşülen hatanın, salt negatif eleştiri yöneltmek ve ortadaki durumu dışlamak olduğunu düşünüyorum. Hep gözardı edilen ve bence esas üzerinde durulması gereken nokta ise şudur: Biz eleştirilerimizi kendi profesyonel veya akademisyen penceremizden, kendi değer yargılarımızla yapıyoruz. Gözardı ettiğimiz ise şu; bizim mimar-plancı-akademisyen olarak yerden yere vurduğumuz projeler bölge sakinleri tarafından büyük oranda desteklenip yüceltiliyor. Çünkü 10 sene önce gecekonduda oturup, elektriksiz, susuz yaşayan insanlar bugün "estetik görünümlü" (!) apartmanlarda yaşayıp, şelaler altında gezinip, gül bahçeleri içinde sabah sporu yapıyor. Bu yorumumu lütfen yanlı veya abartı olarak algılamayın. Dünya görüşü ve mimarlık anlayışı olarak ortadaki duruma taban taban zıt fikirleri olan birisi olarak sadece varolan durumu ortaya koymaya çalışıyorum. Bir bölgede 10 sene gibi bir sürede insanların günlük yaşam kaliteleri kendi ölçüleri çerçevesinde bu derece artarsa o projelerin beğenilmesi ve sahiplenilmesi kaçınılmazdır.

Keçiören Cumhuriyet Kulesinin mimarı Ragıp Buluç ile yaptığım bir söyleşide projesinin kabul edilme aşamasını anlatırken şunun üzerinde duruyordu: Diyordu ki, “bu tip yöneticiler her ne kadar cahil olsalar da veya mimari vizyona sahip olmasalar da, mesleğin kendisine ve profesyonelliğine saygı duyuyorlar çünkü mimarların yaratıcı insan olduklarının farkındalar. Dolayısıyla projeleri kabul ettirip uygulamak diğer birçok yerden daha kolay”. Eğer bu yorum gerçekten doğru ise, salt eleştiri yapmak yerine bu açık kapıyı daha da aralayıp sürece dahil olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Mevcut problemler arkasında sadece art niyet aramamak lazımdır, esasında temellerinde bilgi ve tecrübe yetersizliği yatmaktadır. “Yetkili” fakat “Yetkin” olmayan yöneticiler tarafından çözüm olarak öne sürülen uygulamalar birçok alanda problemleri beraberinde getirmektedir. Ayrıca yerel yönetimlere sağlanan ekstra yetkilerle problemlerin kontrolü ve çözümü imkansız hale gelmektedir. Keçiören durumunda artık mekanizma öznesinden bağımsız şekilde hareket etmektedir ve daha önce de belirttiğim gibi artık halk tarafından kabul görüp istenir hale gelen uygulamalara son vermek sadece bu uygulamaları başlatan kişilerin elinde değildir.

Sonuç olarak, şu bir gerçektir ki; Keçiören özgün kimliğini yitirmiştir. 30-40 yıl öncesine kadar bağlarıyla, bağ evleriyle bilinen Keçiören yanlış imar politikaları ve rant kaygısı yüzünden önce birkaç on yıl içinde apartmanlara ve gecekondulara teslim edilip bir beton istilasına uğramıştır. Şimdi ise kentsel estetik ve modern görünüme ulaşmak adına bir güzelleştirme projesi olarak Keçiören, hayali senaryoların sergilendiği bir oyun sahnesi gibi kullanılmaktadır. Hedeflenen kentsel estetik veya modern görünüme olumlu anlamda ulaşılamadığı aşikardır. Fakat biraz önce de belirttiğim gibi bu noktada bize düşen, çözüme ilişkin somut öneriler üretmektir. Politik, sosyal veya kültürel anlaşmazlıkları bir kenara itip yaşadığımız kentin gelişimini etkileyen konularda karar vericilerle işbirliği yapmanın yollarını aramaktır. Keçiören özelinde düşünürsek de, artık kanıksanmış olan bu kentsel çarpıklığı daha çok tartışmaya açmak ve üzerinde projeler üreterek en azından bu kanıksanmışlığı kırmak görevimiz olmalıdır diye düşünüyorum.

Bu uzun yorumumu okuyanlar varsa teşekkürler.

Mert Ayaroğlu


NOT 1: Bu yorumlar, 2003-2004 ders yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesinde Doç.Dr. Ali Cengizkan tarafından açılan ARCH 709 “Housing and Discourse II” dersi kapsamında Keçiören ile ilgili yaptığım araştırma ve paralelinde Kasım 2006'da SANART Derneği tarafından düzenlenen Türkiye Estetik Kongresinde sunduğum aynı başlıklı bildiriden parçalar içermektedir. Bildirinin ve araştırmamın tam metnini ilgilenenlere kişisel olarak gönderebilirim.

NOT 2: Ayasofya, bina cephelerini düzenleyen katalog için "Ben bu katalogu görmek istiyorum. Arkitera Mimarlık Merkezi sonuçta bir basın kurumu. Bunu elde edebilirse çok memnun olacağım. Bu cesaretin "cahil cesareti" olduğunu tahmin ediyorum. Bu katalog beni aydınlatacak." demiş. Şöyle bir cevap vereyim, ortada hayal ettiğiniz gibi bir katalog yok. Belediye başkanının beğendiği binaların amatörce çekilmiş fotoğraflarından oluşan bir fotoğraf albümü var sadece. Hatta 2 sene öncesine kadar bu albümün dijital kopyası bile yoktu, araştırmam sırasında ödünç aldığım bu fotoğrafları tarayıp kendilerine vermiştim.

mayaroglu
25-12-2007, 11:36
Bahsi geçen bina cepheleri kataloğundaki bazı örnek cepheleri gönderiyorum.

architurk
26-12-2007, 11:28
Merhaba

Kitsch ve Keçiören konusunda olumsuz düşünce belirtmediğimi sanıyorum, ama yine de mayaroglu'nun mesajı üzerinden tartışmaya katılmak istiyorum.

"Aklın yolu birdir" denilse de, tüm insanlığın aynı değerleri benimsemesi ve aynı mutlak doğruları paylaşmasını bekleyemeyeceğimiz gibi, bir şehrin her yerinin aynı dili konuşmasını da beklememeliyiz. Ortada bir gerçeklik vardır, isteyen doğru ya da yanlış olarak yorumlamakta serbesttir. Keçiören'in kitsch tanımına girdiğini olduğunu kabul etmek, oranın farklı bir gerçeklik olduğunu kabul etmektir. Bunu ortaya koymanın ötesinde nasıl olup da "bir şekilde bu sürecin içine dahil olup verimli katkılar ortaya koyacağımızı" inanın bilemiyorum. Zaten "oradakiler" orada mutlu mesut yaşarken, "diğerleri" de orayı beğenmeyip gitmezken, biz "şehrin her yerinde umutsuzca hak iddia etmeye çalışan mimarlar" ne yapmaya çalışıyoruz? Neyi, neden değiştirmeliyiz? Neyin doğru neyin yanlış, neyin çirkin neyin daha güzel olduğunu bildiğini kim iddia edebilir ve daha önemlisi başkalarına dayatabilir ki?

Ragıp Buluç'la söyleşiden yapılan aktarımdan "Keçiören'deki yöneticiler mimarlara da kapıları açık, ama mimarlar ilgi göstermiyorlar!"ı anlıyorum; oysa ki kişisel düşüncem, bu farklı estetik değerler taşıyan binaların büyük çoğunluğunun altında zaten "mektepli" mimarların imzası olduğudur. Belki de bu mimarlar bu projeleri "aç karnını doyurmak" için değil, gayet de beğendikleri için çizmişlerdir. Sonuçta Türkiye'de verilen mimarlık eğitiminde genelde yüceltilen "modernizm" düşüncesi herkes tarafından kabul görmek zorunda değil ki!

Biraz komple teorisi üretmek gibi olacak ama, Ragıp Buluç'un ("Cumhuriyet kulesi" örneği üzerinden) bu kadar hoşgörü ile karşılanması, acaba kendisinin aynı zamanda "karşıdaki Ankara'nın sembolü Atakule"nin de mimarı olmasından olabilir mi? Belki periferi-çevre, merkeze eklemlenmek, onun tarafından yasallaştırılmak ya da ona onun diliyle karşılık vermek istiyordur? Bu noktada, düşünerek tasarlayan bir mimar olduğunu tahmin ettiğim Ragıp Buluç'un Keçiören gerçeğine böyle bir simge bina tasarlarken neler düşündüğünü, tasarımının çıkış noktalarını çok merak ediyorum.

Kitsch hakkındaki yazılar onu gayet güzel tanımlarken, "sisteme" nasıl dahil edebileceğimizi söylemiyor. Ya da onunla ne yapabileceğimizi... Hele ki koskoca bir semtten bahsediyorsak! Ben şahsen Ankara'ya döndüğümde ilk fırsat elime fotoğraf makinamı alıp Keçiören'de geziye çıkmak istiyorum. Beni şaşırtacak çok şey görmeyi umuyorum; ve eminim BU estetiğe öykünmenin, benzerlerini üretmenin ne kadar zor olacağını "takdir" edeceğim. Hatta belki, bu "bir şeyler anlatma derdindeki" renkli binalardan birinde oturmanın, kuru bir betonarme apartmandan daha keyifli olacağını bile düşüneceğim!

Kişiliksiz ya da biricikliği üzerinde eğreti duran, sıradan, sadece daha fazla kar amacı güdülerek inşaa edilmiş, dışından çok içi önemsenen (hani şu dışı sıvasız, içi kartonpiyer tavanlı) betonarme binaların arkasında göçebe genlerimizden de kaynaklanan bir faydacılık olduğunu düşünegelmişimdir. Keçiören'de ise bir kendini ifade etme çabası var. Acaba anlatılmak isteneni beğenmediğimizden mi nasıl anlatılacağı konusunda yaşanan acemiliği acımasızca eleştiriyoruz?


ps: Sayın mayaroglu, bildirinizi kişisel olarak göndermek yerine, bir siteye koyup buraya link veremez misiniz? Katalogdan da daha fazla örneği görmek mümkün mü acaba? (belki bir albümde)

ice
26-12-2007, 13:00
kim iddia edebilir ve daha önemlisi başkalarına dayatabilir ki?

Kitsch hakkındaki yazılar onu gayet güzel tanımlarken, "sisteme" nasıl dahil edebileceğimizi söylemiyor. Ya da onunla ne yapabileceğimizi... Hele ki koskoca bir semtten bahsediyorsak... Ben şahsen Ankara'ya döndüğümde ilk fırsat elime fotoğraf makinamı alıp Keçiören'de geziye çıkmak istiyorum. Beni şaşırtacak çok şey görmeyi umuyorum; ve eminim BU estetiğe öykünmenin, benzerlerini üretmenin ne kadar zor olacağını takdir edeceğim. Hatta belki, bu "bir şeyler anlatma derdindeki" renkli binalardan birinde oturmanın, kuru bir betonarme apartmandan daha keyifli olacağını bile düşüneceğim!

Kişiliksiz ya da biricikliği üzerinde eğreti duran, sıradan, sadece daha fazla kar amacı güdülerek inşaa edilmiş, dışından çok içi önemsenen (hani şu dışı sıvasız, içi kartonpiyer tavanlı) betonarme binaların arkasında göçebe genlerimizden de kaynaklanan bir faydacılık olduğunu düşünegelmişimdir. Keçiören'de ise bir kendini ifade etme çabası var. Acaba anlatılmak isteneni beğenmediğimizden mi nasıl anlatılacağı konusunda yaşanan acemiliği acımasızca eleştiriyoruz?


Keçiören'i gezmek her mimar için faydalı ve öğretici olacaktır eminim.

Kitsch'in sisteme dahil edilmesi için öncelikle sistemden koparılması gereklidir ki, yaşanan toplumda ve zaman dilimi içerisinde Kitsch sürecin vazgeçilmezlerinden birisi olmuştur. Modernizmin soğuk yüzünü yıkma bahanesi ile hayatımıza musallat olan Post Modernizm Kitsch'i sadece mimaride ya da sanatta yoğun şekilde kullanmakla kalmamış, toplumsal yaşamın her anına dahil etmiştir. Modernizm'in üretim mantığını "Tüketim" mantığına çevirmiş, bunun için; yüzlerce yıllık tarihsel birikimi, doğayı, insanlığı, sosyal yaşamı kullanmıştır. Kitsch olarak tanımladığımız şey sadece bir ürün değil düşünme ve yaşama tarzıdır. Keçiören'de oluşturulan tutum buna en iyi örnektir aslında. Burda olan kendini ifade etmeden çok daha farklı olarak, karar verme ve uygulama sürecinde idarecilerin düşünce ve inanışlarına göre kişileri yönlendirmesi, etki altına alması hatta aynı düşünüş tarzına uymaya zorlamalarıdır. Nitelikli örnekler olarak sunulanlar, kopya olmaktan öteye gidemememektedir. Ayrıca Keçiören Belediyesinden yapı ruhsatı alacak olan projelerin cepheleri üzerinde Belediye Başkanı tarafından istenilen değişikliklerin bizzat çizilerek dikte edildiği de Ankara'da bilinen bir gerçektir. Bu tarz yaklaşımlar bile olaya bakışın ne kadar hatalı olduğunu göstermeye yetmez mi? Mimarlığı sadece cephe süslemesine indirmek mimarlığı küçümsemektir.

Olayın diğer bir yönü de malesef ekonomik olarak bizi zor durumda bırakmaktadır. Bu tarz yaklaşımlar ve uygulamalar sonucunda artık proje üretim sürecinde sizin tasarımcı kimliğiniz yerine işi ne kadar ucuza yapacağınız belirleyici olmaktadır. Bu tarz projeler için sabit m² fiyatları piyasada belirlenmiş olup, çok cüzi rakamlara sizden tasarım -pardon- çizim yapmanız beklenmektedir ve yapılmaktadır. Örneklerde verilenler gibi 3 ya da 4 katlı konut projeleri için 4000-5000 Ytl gibi proje bedelleri alınmaktadır. Yanlış anlaşılmasın çoğunlukla bunlar statik+tesisat projeleri de dahildir.

Estergon Kalesi, teleferik ya da şelale gibi örnekler için yazacak çoook şeyler var ama malesef şimdilik hem vaktim yok hem de düşüncelerimi biraz daha toparlamam lazım:)

architurk
26-12-2007, 13:30
Acaba Türkiye'nin başka köşelerinde de (örn İstanbul'da, semt bazında ya da başka ölçeklerde) buna benzer oluşumlar var mıdır? Yoksa Ankara'nın ekonomik ve siyasi olarak palazlanmakta olan taşraya yakınlığı, bürokrasini merkezi olmasından dolayı bürokratik değişimlerden hemen etkilenebilmesi gibi etmenlerle Keçiören ilk ve tek örnek midir?

Selahattin Özüpek
27-12-2007, 19:59
başka forumlarda da aynı ifadeyi kullanmıştım.

karayolu üzerinde tanzim edilmiş dünyanın gereksiz ilk teleferiği, sadece Keçiören'de...

Başkent'in ilk yerleşim yerlerinden, Ankara keçisinin sembolize olmasında doğallığı ile aklımıza gelen Keçiören. Önemli şahsiyetlerin yetiştiği, ilçenin insan üzerindeki etkilerinin sağlıklı şekli ile görülebildiği Keçiören..

Hiç bir şey kalmadı, hayal gibi..

ayasofya
27-12-2007, 22:40
Sayın Mert Ayaroğlu'nun yaklaşımları oldukça güzel.
Belli ki düşünülmüş üzerinde kafa yorulmuş şeyler.

Keçiören'de gariplikler olduğunu İstanbul'da yerimizde oturarak da farkına vardık. Forumumuzun Rendering Bölümü'ne inanılmaz kötü cepheler gelmeye başlamıştı.

"Nedir bunlar yahu, böyle şeyler göndermeyin lütfen eğer işvereniniz böyle bir zorlama ile sizi karşı karşıya bıraktıysa, yaptığınız bu işi buraya koymayın" demiştim.

Bana çok kızmışlardı. Beni halktan ve gerçeklerden kopuk hatta beğenmediği şeyleri forumunda istemeyen adam ilan etmişlerdi.

Tam tersi. Eğer "yok bunları ben beğenmedim. Hemen sileyim forumdan" deseydim bu Belediye Başkanı gibi olurdum.

Biz tasarımınızı da eleştirir onu da tartarız. Eğer bir kitchlik varsa utanmadan söyleriz bozulursunuz diyoruz. Bu tür eleştirilere hemen bozuluyorlar üzerine bir de "Sen tasarıma bakma, sen render'a bak gerisine karışma" diyorlar.

Açıkçası Keçiören'deki bu tür gelişmeler DESPOT'LUKTUR.

Ben kendimi çok övmeyeyim, kendince zevki olan ve biraz süs sevmeyen biraz da fonksiyonel olup modernliği seven biriyimdir. Ancak ben Keçiören'de proje çizen biri olsam BU DESPOTLARIN ESTETİK ŞARTLARINI karşılayamadığım için iflas ederim. Büromu kapatırım. Her işim geri döner.

Eleştirip hiç bir şey yapmamak değil bu. Mimarlıkta Muhafazakarlık ya da İRTİCA diye sergi olduğunda, sergi zorla kaldırılmış ve arkasından Türk Mimarisi'ni kurtardığını beyan etmiştir bu Belediye Başkanı.

Üzerine her cepheye tek tek baktığını ve çoğunlukla düzeltme istediğini beyan etmiştir, fütursuzca.

Bu göreceli bir zevk meselesi değildir. Tek bir müzik duyan bir bebek hayatı boyunca o müziğe bağlı kalmaz mı? Keçiören sakinlerine bu tür dayatmalar yapıp, yarısı bomboş bie belediye binasında oturup, En büyük belediye binası diye övünmek nedir?

Keçiören bir fenomen. Kadıköy'de oturup, Kadıköy'de çalışıyorum. Belediye Başkanının bir çok despotluğunu da gördüm. En az Keçiören Bel. Başkanı kadar hataları olduğunu biliyorum. Onu da eleştiriyorum.

İşin kötüsü eleştirilince biri Türk Mimarisi'ni savunduğunu iddia ediyor diğeri susuyor. (Ya da bunları okumuyor)

Durum eleştirilip kenara atılmasa bile düzeltilmesi oldukça zor gibi.

ayasofya
27-12-2007, 23:35
Bir de konu dışı olacağız ama, verilen örnek resimlerin en sonundakinde üstteki kapıyı aşan kişi aşağıya düşer. Onu çözmeye çalıştım ama başarılı olamadım. Nedir o kapı?

lumina
27-12-2007, 23:51
Alt balkona kestirme :)

etic
28-12-2007, 09:22
...

ya da hani kuşlu saatler olur ya kuş çıkar öter :) burdanda sanırım bağıran bir insan çıkacakmış gibi :p

...

hasant
28-12-2007, 11:58
Avrupa ülkelerinin tamamına yakınında, mimarlıkla ilgili yasal düzenlemelerde aşağıdaki tanım yeralmaktadır.

'' MİMARLIK KÜLTÜRÜN BİR İFADESİDİR.''

blur
28-12-2007, 12:10
Avrupa ülkelerinin tamamına yakınında, mimarlıkla ilgili yasal düzenlemelerde aşağıdaki tanım yeralmaktadır.

'' MİMARLIK KÜLTÜRÜN BİR İFADESİDİR.''Türkiye'nin de bir Avrupa ülkesi olduğunu düşünürsek herşeyin yolunda olduğunu mu söyleyebiliyoruz :Ş ?

Metin Karadağ
28-12-2007, 16:57
Görülen örnekler:

Kültürün bir ifadesinden daha çok aşağılık kompleksinin dışavurumu izlenimi veriyor...

Kimlik ve kişilik boşluğunun dışavurumu.

Bir tür güruh fanatizmi...

İçgüdüsel dışavurumun ise asla kültürel bir ifade olamayacağı ortada...

Tam bir kulleteyn...

Tirajikomik deyip böylesi kabuslardan korunmak bir yol olabilir, yoksa insanın sinirleri bozulabilir...

Fransa'nın Mimarlık Politikası belgesinin önsözündeki bu ifade diğer ülkelerde de kabul görmüş durumda...

Biz de bunu benimseyebiliriz ancak bu tür örnekler üzerinden değil...

Çünkü genel kabul "Kötü örnek, emsal teşkil etmez..." yani kötü örnek kamusal anlamda ölçü olamaz...

Bu konuda bir "Protestoname..." :) hiciv kaleme alıp bu rezaletin sorumlularını kamu oyu nezdinde açık mektupla kınamak utanca davet etmek nasıl olur?

Yalnız, bunu yapacak olanın konuya özel bağımsız sivil bir girişim olması, "siyasi taraf eleştirisi" eleştirilerinden korunmak için gerek ve şarttır.

Kendi kendimize söylenip söylenip oturmaktan daha iyi değil mi?

Konuyu ortaya atıp hemen tüyüyorum... :)










Avrupa ülkelerinin tamamına yakınında, mimarlıkla ilgili yasal düzenlemelerde aşağıdaki tanım yeralmaktadır.

'' MİMARLIK KÜLTÜRÜN BİR İFADESİDİR.''

hasant
28-12-2007, 19:41
Bir yanlış anlama olmuş, sanıyorum. Yorumlardaki açılımlarda belirtilmiş olan, belediye başkanlarının tavırları, tashihleri, kataloğları, yanlışları vede Keçiören'de, Pursaklar'da vb. yerlerde ortaya konan, (denilebilirse) mimarlıkların hali !.

Belediye başkanlığı kültürünüz, demokrasi kültürünüz, kent kültürünüz, yani kültür düzeyiniz ne kadarsa, oralarda mimarlık ta, o kadarını ifade ediyor, edebiliyor.gibi.

Cumhuriyetin başkentinde, seksen yıl önce yapılan mimarlıkların, ciddiyetine, öncülüğüne, düzeyine bir bakalım, birde AKM alanındaki proje dahil, yukarıdaki fotoğraflardakilere !.

Ne yazık ki yukarıdaki fotoğraflarda yansıyanlar, günümüzde yaşanan yozlaşmış kültürün ( kültürsüzlüğün ) bir ifadesidir.

hasant
29-12-2007, 00:50
Aslında sorun Keçiören'de değil çok daha derinlerde. Güney kıyılarımızda ihtişamlı yapılar olarak topluma sunulan, milyon dolarlık Kremlin Palaslar vb. resortların Keçiören'de yapılan garipliklerden hiç farkı yok. Estergon kalesi yada Kremlin palas aynı kültürel seviyenin üç boyutlu yansımaları değilmi.

Benzerlerinin daha büyük boyutlarda, büyük mimarlık ofisleri tarafından Las Vegas'ta gerçekleştiril diğini vede mimarlık ortamına ciddi olarak sunulan yapılar olduğunu anımsayalım. Post modern durumların kaçınılamaz sonuçları, küçük bütçelerde, mısır piramitleri yerine estergon kalesi, eyfel kulesi yerine orhun anıtları oluveriyor kolaylıkla. Las Vegas'tan öğreniyoruz hep beraber.

Modernin yalın, özentisiz, ağırbaşlı, işlevsel ve rasyonal anlayışı yerine, yetmişli yılların başından günümüze, uluslararası sermaye ve yerli ortakları tarafından sürekli olarak topluma sunulan, özenti, süs, ekleme, genel geçer zevk algılarının, sindirilmesi zor sonuçları değilmidir yaşananlar.

Bu öylesine bir gelişme ve sosyal-kültürel durumdur ki, güneyde, keçiörende, yada başka kentsel çevrelerimizde bazı yapılarımız böyle melezleniyor. Öteki veya diğerleri gibi ayrıştırmalar sorunun örtülmesine yol açıyor sanki.Örneğin AKM alanı öteki Ankara'da değil ama sorun aynı, bakış aynı. Estergon kalesi yerine Selçuklu hanı yada Kervansarayı.

Kente taşınmış olmanın dışında kentlileştirilmemiş toplulukların, kendi yaşamlarına sunulan yapıları beğenmesi, onlardan çok, sunanların ve sunulanı yönlendirenlerin taşıması gereken sorumluluktur.

Aynı kesimlere daha iyi ve düzgün olan yapılar sunulduğunda, onu da beğeni ile kabul ettikleri görülmektedir. Bu tespitte elitist bir amaç taşınmıyor, yada insanlar yerilmiyor. Meslek insanlarının ve yöneticilerin sorumluluğuna özel bir dikkat çekiliyor.

cbekleyen
06-01-2008, 13:23
Tüm bu oluşumları etkileyen aktörler;
Yerel yönetimler (Belediyeler), Merkezi yönetim (Hükümetler),Sivil toplum örgütleri,Tüzel ve yarı tüzel örgütlenmeler, Köy ve Mahalle Muhtarlıkları..
Bu aktörlerin birkaçının bir araya gelmesi ile biçimlenen kentlerde de, bazılarının beğendiği, bazılarının ise yadırgadığı uygulamalar kaçınılmazdır, talepin özü, biçimi yaratmaya yetmektedir,
Rant'ta dayalı yapılaşmanın getirdiği bir sonuçtur betonlaşma demekle de bu işin içinden sıyrılamayız, konu ile direkt ilgili meslek örgütlerinin ve temsilcilerinin de bu oluşumlar da, bilinçli ve bilinçsiz olarak payı yüksektir...
Şehir plancılarımız uyuyarlar mı? yeteneksizler mi?, 1/25000 ölçekli Nazım imar planlarında öngörülen lekeler, süs olsun diyemi yapılmaktadır,
Karar merciindeki kişiler, ne kadar duyarlı ve yetenek sahibiler, Belediye Meclisi üyeleri, hala imar komisyonlarında, Terzi,Bakkal,Kasap ünvanlı kişiler mi? yer almaya devam etmektedirler!!!

Keçiören park yerleşkesi, Altınpark, Botanik Park, Seymenler, Portakal Çiçeği vadisi, Gençlik Parkı gb. çözümler, hep güdük kalan, içe kapalı çözümler kopuk kopuk, komşu imar adalarına bile bağlantısı aynı niteliği devam ettirmeyen çözümler, Büyük şehirlerde yaşayanlar bu noktalara uklaşmak için uzun ve zahmetli yolculuklara katlanmak zorundadırlar, bunlara ilaveten de irili ufaklı binlerce parkçıklar var kentlerimiz de,kentler içersinde kümeleşmiş birbirinden habersiz, insan manzaraları, tıpkı apartmanlar da birbirlerini tanımıyan, daire sahipleri gibi yaşam tarzları,
Oysa imar planların da yeşil alan, spor alanları, eğitim alanları, kamu alanları ayrılırken, devam eden kuşak (Dairesel, doğrusal, eğri form'da gibi) olacak şekilde oluşturalabilse ve bu kuşakları sadece Yaya ve Taşıt yolları kesintiye uğratabilse, hizmetlere ulaşım, hizmetlerden yararlanma ve birbirine yabancılaşmayan toplumsal kucaklaşmalar daha sıcak olacaktır, tarihe dönük özlemleri, kent yapılaşmalarında yapmak ister iken, melez görüntü içeren sonuçları yaratmaktansa, tarihten gelen bazı yapı gruplarını, yaşatmak için korumaya ve bakımlarına özen göstersek daha olumlu oluruz, geçmişe takılı kalmak, atalarınızdan daha ileriye gidememiş olduğunuzu yansıtmaz mı?
Abartılı olan her yapı grubu, mutlaka bazılarımıza çirkin görünecektir, kent kültürüne her yönü ile adepte de zorlanan topluluk bireylerinin bazılarına ise bu biçimleri kabul ettirebilmek daha kolaydır...
Esenkalın...Saygılarımla...

lumina
06-01-2008, 18:11
Sorun rantta mı yoksa rantın katma değer üretemeyip maddi anlamda kişisel kazanç sınırları içinde kalmasında mı? Kültürün yozlaşmamış varsayıldığı tarihsel bir an var mı? Nazım planlarındaki lekeler ne kadar yaşantıya temas eden, yaşantıyı öngören soyutlamalar? Bu tarz soruların, neredeyse 60'lardan bu yana gelen, adeta refleks olmuş kalıp karşılıklarını hırpalamadığımız sürece kısır döngüye götüren açıklamalar, suçlamalar baki kalacak sanırım.

alf
06-01-2008, 19:14
arkitera bizi teleferiğe götür...

ayasofya
06-01-2008, 23:01
Vallahi Sayın Alf'in genelde mesajları pek benin görüşlerime uymaz ama bu uydu.
Gerçekten Arkitera bizi teleferiğe görütsün fotoğraflayaım bakalım ne kadar gerekliymiş bu feriktelesi.

mayaroglu
09-01-2008, 18:08
Sayın Ayasofya demiş ki: "Ancak ben Keçiören'de proje çizen biri olsam BU DESPOTLARIN ESTETİK ŞARTLARINI karşılayamadığım için iflas ederim. Büromu kapatırım. Her işim geri döner."

Yapılan uygulamanın despotluk içerdiği aşikar, fakat estetik şartları karşılayamayacağı için iflas etme durumu bence her zaman geçerli değil. Çünkü ortadaki durum sadece belediye başkanının tutumunun sonucu değil. Şüphesiz dayatılmaya çalışılan kalıplar aynı oranda rüküş ve sinir bozucu (her ne kadar kitsch kelimesinin tam karşılığı değilse de bu kelimeye ısınamadığım için rüküş demeyi tercih ediyorum). Fakat öte yandan bu formların dışına çıkmaya dair girişim sayısı ise görebildiğim kadarıyla yok denecek kadar az. Daha önce bahsettiğim katalogdan daha fazla örnek paylaşmak için görselleri tararken şunu farkettim ki yaklaşık 90 fotoğrafın arasında 1-2 tane nispeten sade, rüküş olmayan, standart apartman kalıplarında da olsa en azından anlamsız süslemeler içermeyen örneğe rastlamak mümkün. Yani bu öneriler de kabul görebilmekte. Peki neden çoğunlukta değil de azınlıkta sorusunun ise bence 2 cevabı var.

Birincisi, bu bölgede çoğunlukla aynı birkaç müteahhitin iş yapması ve zaten ucuza elde ettikleri tip projeleri patates baskısı gibi her boş buldukları arsaya uygulaması. Bu tekrarları yaparken de muhtemelen belediyeye hoş görünme güdüsüyle bu anlamsız, abartılı ve hatta saçma süslemeleri ortaya bu manzarayı çıkarıyor. Sadece bendeki katalogda 90 fotograf içinde bile farklı süslemelerle tekrarlanmış 3-4 tip proje var. Yani bir tarafta aynı kişinin elinden çıkma projeler kanser gibi etrafa yayılırken, başka birinin ortaya çıkıp üzerine mesai ve emek harcadığı özgün bir projeyi haklı olarak daha yüksek maliyetle müşteriye kabul ettirmesi güçleşiyor.

İkinci ve bence çok daha önemli olan neden ise şu: Bu örnekler bize çok çirkin, rüküş, vs. vs. geliyor ama acaba biz kimiz hiç düşünüyor muyuz? Bu forumlara yorum yazan insanların herhalde tamamı en az üniversite mezunu, mimarlık veya ilişkili bir branşta eğitim almış, az çok dünyayı görmüş, okuyan yazan çizen ve bunun sonucunda da kültürel ve estetik birikimi belli bir noktaya ulaşmış kişiler. Bu yapılar bizler için çirkin ama onu yapan müteahhitler için, çizen birçok mimar için (belki de çizildiğinden haberi bile olmayıp altına sadece imza atan), izin veren belediye başkanı için, hatta içinde oturan insanların nerdeyse tamamı için son derece güzel (!), estetik (!) ve normal. Dolayısıyla başlangıçta despot bir tutum sonucu ortaya çıkan bu örnekler artık son derece olağan şekilde talep edilmekte ve uygulanmaktadır.

Ne zaman ki aksi öneriler ortaya çıkar, birileri tesadüfen veya isteyerek bu bölgede mimarlık denebilecek projeler ortaya koyar belki o zaman işler tersine dönmeye başlar.

Biraz karışık da olsa düşüncelerimi toparlamaya çalıştım. Tartıştığımız konunun tek bir nedeni veya sonucu yok, bir çok etken sözkonusu. Yeni açılımlar yakalayabiliriz umarım.


Bina cepheleri kataloğunda 2004 yılında 90 fotoğraf vardı. Bunlardan 20 tanesini Arkitera Görseller bölümünde albüme ekledim. Meraklısına...Biraz karışık oldu galiba kusura bakmayın.
Arkitera Görsel - mayaroglu Galeri (http://gorsel.arkitera.com/showgallery.php/ppuser/1746/cat/500)

ayasofya
09-01-2008, 22:23
Sayın Mayaroğlu'na katılmamak elde değil.
Aslında burada "mimarlık için mi mimarlık" yoksa "halk için mi mimarlık" ikilemini tekrarlayıp duruyor muyuz.

Bu sorun "aayy ne de komik, ne de basit cepheler, çok rüküşler" demekle çözülmez elbet. Ancak siyasi irade bunu bastıyorsa burada biraz da abartı eleştiri yapalım ki okuyanlar biraz bir tarafa laf ettiğimizi anlasınlar.

Ben müteahhitlerin de bu şekilde garip binaları artık yavaş yavaş bırakacaklarını zannediyorum. Zaman geçmesi lazım. Camilerde "modernize" arayışların olduğu ya da yavaş yavaş farklı formlara cinayet gibi bakılmadığı zamanlar geldi.

Bu dezenformasyonu hızlandıran ve daha da bozan ise bu belediye ve bunu "Keçiören'i adeta yeniden yarattık" iyi bir şeymiş gibi duyurmalarına bu tepkimiz. İçrenköy Atatürk Mahallesi de bundan farksız ama bu kadar da belirgin ve bilinçli politika ya da saçma sapan bir albümle anılmıyor yine de tek tük bu şekilde binalar yapmayanlara da rastlanıyor.

Ancak Keçiören'de hem de belediye başkanının padişah edası ile yani monarşik yöntemlerle "Benim beğenmediğim cepheyi yapamazsın" despotluğu var. İzin vermiyor yaptırmıyor. Biz modern ve minimal cepheler olsun, olmayan yıklsın demiyoruz. Ama görsel estetiği sağlayanın ortak toplum bilinci olduğunu ve bunu köreltenin bu şekilde albüm çıkaran ve bir şey yaptıklarını zanneden belediye adamları olduğuna inanıyorum.

Toplum bilinci oluşmadan köreltiliyor. Çok üzülüyorum.

İsyanım bunadır.

Mehmet Tunçer
19-01-2008, 17:14
Merhaba,

Biraz önce Madrid'den cephe örnekleri yükledim Arkitera Görsel'e .. Tabii Keçiören'i anımsatıyor diyemiyeceğim kesinlikle.. Kültürün ve mimarinin sürekliliği ve yeniden yorumlanarak yaratılması başka bir şey, Belediye Başkanının isteği ve beğenisi ile apartmanlar yapmak başka bir şey.. Tabii Gaudinin vatanında da tuhaf "kitsch" örnekler yok değil ama bir mahallede böyle uygulamalar yapılması herhalde ülkemize özgü..Belediyelerin yerel diktalar haline geldiği ülkede milyon dolarlar harcanarak yapılan ve ne işe yarayacağı bilinmeyen kaleler inşa edilirken, Ankara'da tarihsel kent dokusunun, kültürel varlığımızın en değerli mirası Kaleiçi ve eski Ankara evlerinin yokolmasına içim dayanamıyor doğrusu. Hele bu günlerde..
Saygılar..

Emine Merdim
14-05-2008, 10:21
Kendine yeni yeni simgeler arayan Keçiören, Saat Kulesi ile bu arayışını tamamladı. İzmir Konak Meydanı'ndaki Saat Kulesi görünümünde, Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan 30 metre yüksekliğindeki saat kulesinin üzerine Sivas’ın Divriği ilçesindeki tarihi Ulu Cami ile Darüşşifa yapılarındaki motifler işlenmiş. Fotoğraf ve çizimler (H&E Design) aşağıda...

http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/2008/05/09/kecioren.jpg

Haberin tamamı: Keçiören'e yeni simge saat kulesi (http://www.arkitera.com/h28537)

architurk
14-05-2008, 12:11
Bakalım daha neler göreceğiz!?!

Müzikte iki eser arasındaki benzerliklerin-aynılıkların bir kabul edilebilirlik sınırı var biliyorsunuz (sanıyorum 8 mezüre kadar). Bu çalışmaya baktıkça bunun mimarîde bunun bir karşılığı var mı acaba diye düşünüyorum?

Klasik müziğimizin ince ruhlu insanları daha önce bestelenmiş bir güftenin tekrar bestelenmesini ayıp karşılar, "Siz becerememişsiniz, o iş öyle olmaz böyle olur" demekle bir tutarlar. Peki bu yapılan nedir? Bir de üzerine imza atma gereği duymuşlar!

Böyle simge yapıların kopyalarının yapılacağı yerin adını da "Maksiatürk" yaparak belediyeye ek gelir sağlanabilir!

ayasofya
14-05-2008, 23:25
Sen Anadolu'dan Sivas'tan, İzmir'den ve Selçuklu'dan öğelerle böyle bir tasarım çıkart ama sonra ismini "H&E Dizayn" koy. "H&E Tasarım" torbaya mı girdi.

Keçiören Belediyesi de bu mükemmel çalışmayı iki adet iç mimar arkadaşımıza vermiş. Yarışma düzenlese bunu ulusal olarak herkese açsa...

Onun yerine 2007 yılının ilk çeyreğinde mezun olan arkadaşlarımıza, 2008'in ilk çeyreğinde iş yaptırmak hem de anıtsal bir iş.

Gençlerin önemli işler yapmasına karşı değilim ama bu tür işler olmasın lütfen.

lumina
15-05-2008, 00:00
Tanıtımda da bir absürdlük yok mu? Mezuniyet öncesinden birçok projeye imza atıp sonradan ticari bir şirket olmak nasıl bir hikayedir merak ettim doğrusu.

AZMİ AÇIKDİL
15-05-2008, 10:38
Memleketimize hayırlı olsun.Nice açılışlara ve daha başka Keçiörenlere.Durmak yok.Yola......

blur
17-08-2008, 11:10
Biraz önce Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok Skytürk TV'deydi. O kadar çok şey söyledi ki buraya aktaracak enerjim yok doğrusu...

Acaba bu durum nasıl oluştu? En basitinden "kültür meselesi" diyerek ya da siyasi konulara bağlanarak yorumlamak da mümkün tabii ki durumu. Ama bir adım ileriye gidemediğimiz de ortada. Bizler bu tavrımızı korudukça "karşı taraf" kendi tavrını korudukça elimizde hem hormonlu (2/1 ölçek diyelim) hem de "çevre düzenlemesi Taj Mahal'den esinlenerek yapılmış" bir Ankara Evi kalıyor ya da niceleri...

Turgut Altınok'un Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adı geçiyor. (Hafızam aldatmıyorsa geçen dönem de geçiyordu.) Eğer Büyükşehir Belediye Başkanı olursa kentin biz mimarların beklentilerinden daha da uzaklara gideceğini kestirmek oldukça kolay bu tavırlar ve pozisyonlar korunduğu sürece.

Bu anlayışla mücadele için yeni yöntemler oluşturulması gerektiği ortada.

hat
20-08-2008, 23:40
bu kule yakından görene daha bir azap inanın...
bir kere kule dediğimiz, en azından izmir'deki saat kulesinin etrafında bir meydan tarifleniyor...bu kule öyle bir yerde ki orası dört yol ağzı, insan trafiğinden ziyade araç trafiğinin başladığı bir yer... etrafında biriken meşhur keçiören şelalerinin pis suları olayı daha da trajikleştiriyor. peyzaja verdikleri önem, yaptıkları bü tür yapılarla önemini yitiriyor ona üzülüyor insan...bir de o kulenin üzerindeki emeğe üzülüyorsunuz. rölyefler, kalıp usulu işler...bir trajik vaka daha vardır ki o da ilerisinde, yaz güneşinden kavrulan balıklardır. bu amcacığımız( turgut altınok) oraya buraya akvaryum koydurtmakta ve içindeki balıkları güneş ışığından koruma gibi bir derde asla girmemekte, balıklar sıcaktan yosun tutan ve ısınan koca koca havuzlarda tepelerindeki kırma çatıyla "mutlu mutlu" yaşamaktalar...bir güneş kırıcı tasarlansa bari...ya da bir bilene danışılsa.

orhunkeskinbicak
22-08-2008, 11:48
Düpe düz hırsızlık bu
(İzmir saat kulesi görünümünde de ne demek böyle deyince kaynak mı göstermiş oluyoruz)
Çalıntı proje çalınmasın diye üzerine koca koca adını yazmış çıldırmamak elde değil. pes diyorum oturuyorum.


Ayrıca bir orantısızlık var en ve yükseklik arasında biraz daha yüksek olması gerekiyor sanırım

hat
30-08-2008, 13:58
izmir saat kulesinden esinlendiğini kendi söyledi, kaynak göstermeye niye ihtiyaç duyayım o da var, yapılan hangi "yapı" orjinaldir ki keçiören'de ki oran-orantı lüks kalıyor. söylenen üzerinden konuşmak benim yaptığım.

Çetin Tüker
08-09-2008, 17:22
"Övünerek" söyleyebilirim. Bu saat kulesi benim Ankara'da büyüdüğüm evin bulunduğu mahallede, ailem de hala orda oturuyor. Siz bir de bu saat kulesinin yanındaki dev akvaryumu görün. Ankara'nın yaz sıcağında sokak ortasındaki akvaryum içindeki balıkların yerinde olmak istemezdim. :)

musical
10-09-2008, 16:59
ben de bir ankaralı mimarlık öğrencisi olarak keçiören'deki apartmanlara hayretle bakarım,herkesin bu cepheleri ve uçsuz bucaksız rıhtları 10cm olan merdivenleri görmesini isterim ve keçiören belediyesine hayranlığımı sunarım...