10 sonuçtan 1 ila 10 arası gösteriliyor.

Konu: Yapı Malzemesi Üretimi ve Mimarlık

  1. #1
    mona

    Yapı Malzemesi Üretimi ve Mimarlık

    Platform Toplantısı, 29 Mayıs 2003 Perşembe günü İTÜ Mimarlık Fakültesi Taşkışla 109 No'lu Salon'da saat 18:00-20:00 arasında

    Yönetici: Yıldız Sey

    Davetli Tartışmacılar: Zeynep Bodur Okyay, Doğan Hasol, Erdal Özyurt, Nevzat Sayın

    Detaylı bilgi için: http://www.arkitera.com/platform/yapimalzemesi/

  2. #2
    tepkim

    cam kaplama binalar

    Mimarlar (ya da işverenler belki de bilemiyorum) dönemin gözde malzemeleriyle iş yapınca mimarinin % 90 nını kotardık sayıyorlar olmalı ki, dönem dönem bazı malzemeler göz çıkarırcasına çok kullanılıp sonra da unutuluyor.

    Malzeme seçimi kadar doğru ve yaratıcı kullanımı ne zaman sağlayacağız?

  3. #3
    cube
    Bugün Turkiye'nin Yapı Malzemesi üretiminde yaşadığı tüm sorunların tek sorumlusu standartların olmaması bence. TSE denen kurumun adı var kendi yok olduğunu artık herkes kabul ediyor. ISO bile artık yeterince güven vermiyor. Elimizdeki broşürler sadece malzemenin renk seçeneklerini göstermekten ileri gidemiyor. Hemen hemen hiç teknik bilgi yok içlerinde. Varsa da zayıf özellikler saklanıyor, kuvvetli oldukları özellikleri bağıra bağıra yayınlıyorlar. Bu sistemi kontrol eden bir üst kurum olmadığı için de herkes haklı konumunda.

    Sadece malzeme değil, malzemelerin uygulamasında da bir standart oturtulmuş değil. Sağdan soldan toplanan günübirlik işçilerle finisihing yapınca ortaya çıkan sorunları bir sonraki safhaya bırakmaya alıştık. Bugün her inşaatta duvarcının hatasını sıvacı, sıvacınınkini boyacı kapatmaya çalışıyor. Herşeyi kaplayarak, üstünü örterek düzeltmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken de yaratıcılığımızın sınırlarını zorlayacak detaylar üretebiliyoruz. O detaylardan su girip ısı çıktığı zaman onun da üzerini örtüp kapatmaya çalışıyoruz.

    Bu alttaki resim daha önce bu foruma yollanmış. İçinde mimarlık fakültesi de bulunan Yeditepe Universitesi konusundan buldum. İçinde bulunduğumuz durumu gayet iyi özetliyor. Umarım tartışmacılar bu konulara içtenlikle eğilirler.


  4. #4
    su3

    yapı malzemeleri ve uygulanabilirlikleri

    Elbette malzemenin, kullanıma, mekandan beklenene, kullanıcı ve tasarımcı beklentisine uygunluğu öncelikli konular. Ancak ben bunları nasıl olsa konuşacağımız düşüncesi ile malzeme yüzünden kaybedilen işlerden bahsetmek isterim. Malum hepimizin mesleki duruşu gerçekleşen projelerimize bağlı.

    Bizler tasarımlarımızı yaparken öncelikle malzemeye bağlıyız, maalesef bu bilinen en önemli yapım kıstası. Şayet uygun fiyatlı malzemeler seçmezsek, pek çok zaman iyi işlediği halde yapım maliyetlerini arttırdığı düşüncesiyle hayata geçmeyen emeklerimizi çöpe atarız ve müşterilerimizin bizim projemizden esinlendirerek başka bir mimari gruba proje çizdirdiğine şahit oluruz. Daha ekonomik -ana konseptle uyuşmasa bile- bir malzemeyle ortaya çıkanlar çoğu zaman istenilen sonuca ulaşamayabilir ya da bu taahhüt ile ortaya çıkan firma sizin projenizi dogru algilamayabilir. Her halukarda zaten fikirleriniz izinsiz alındığı için iki kez kullanılmış olursunuz.

  5. #5
    Zeynep

    uygulanabilirlik önemli

    Maalesef tasarlama aşamasında seçtiğimiz malzemelerden çoğu zaman uygulamada zorluk yaşama endişesi yüzünden vaz geçiyoruz. İşçilik, aslında malzeme kullanımında kararı etkileyecek kadar sorunlu bir nokta.

    Malzeme üreticilerine bu aşamada sormak lazım, malzemelerin doğru uygulanması konusunda ne gibi önlemler alınıyor, nasıl çalışmalar yapılıyor?

  6. #6
    tepkim

    yapı meslek lisesi

    Şimdiye kadar kaç kere yapı meslek lisesi mezunu ile çalıştınız?
    Ha sahi bu arada böyle bir lise varmı ?
    Ben bu liseden mezun birisi ile tanışmıştım ama O Bulgar göçmeni idi.

  7. #7
    Korhan Gümüş

    Bina üretmeyi neden beceremiyoruz?

    Evimizdeki çamaşır makinesi çamaşırlarımızı parçalamıyor. Temizlemek yerine kirletmiyor. Ürün hatalı çıkarsa veya arıza yaparsa, belli bir garanti süresi var. Çamaşır makinelerinin en ucuzu bile dünyanın parasını ödediğimiz konutlardan çok daha iyi. Çünkü milyonlarca adet üretilmeden önce, defalarca test edilen örnekler üzerinde geliştiriliyorlar. Buna karşılık konutların, binaların büyük bir bölümü ‘buruşturulup çöpe atılacak’ bir ürün taslağı kadar dahi düşünülmüş, araştırılmış, geliştirilmiş değiller. Tüketiciler binaları, evleri konusunda eşyalar konusunda sahip oldukları şanslara, imkanlara sahip değiller. Çamaşır makinelerinden beklenen nitelikler binalardan beklenemiyor.

    Garip bir çelişki: Evlerimizin, binalarımızın iç mekanı ‘tasarlanmayan bir tasarım’ alanı halinde. Evlerimizde kullandığımız buzdolapları, çamaşır makineleri, müzik setleri, yataklar, koltuklar her ne kadar birer sanayileşmiş yapım sürecinin ürünleri de olsalar, ‘tüketiciler’ tarafından seçiliyorlar. Tercihlere göre satın alınabiliyorlar. Ama kurallara uyuyorlar. Kendilerinden bekleneni yerine getiriyorlar. Buna karşılık evlerimizin, binalarımızın, kentlerimizin eşyalar gibi tasarlanabileceğine ve üretilebileceğine inanıyoruz. Bu mümkün mü?

    Binaların, evlerin tıpkı otomobiller, çamaşır makineleri gibi, dizisel olarak üretilmesi Avrupa’da eski tarihlerde çok yoğun bir biçimde tartışılmış bir konu. Modern Mimarlık akımının öncülerinden W. Gropius’a göre konut tipleri için ‘doğru’, ‘akla uygun’ bir tasarım geliştirilecek ve akıl yürütmenin sonucu ortaya çıkan bu yeni tip, zaman içinde geleneksel konut tiplerinin yerini alacaktı (Yeni Mimari ve Bauhaus, 1929). Konutlar, binalar gereksiz bir fazlalık olarak görülen keyfi biçimlerinden, süslemelerden kurtulacak, teknik ve bilimin ışığında ‘normal’ biçimlere kavuşacaktı. Ünlü mimar ve şehirci Le Corbusier, konutu ‘yaşamak için makine’ olarak adlandırmıştı. Bu sözün arkasında büyük olasılıkla ünlü mimarın 1930’larda uçak, otomobil, düdüklü tencere gibi sanayi ürünlerinde gözlemlediği gelişmeye duyduğu özlemin olduğunu tahmin edebiliriz. 1970’lerden sonra bazı gelişmiş ülkelerde bu tip konutların yıkıldığı ve yerlerine daha insani konutların yapıldığı görüldü. Hatta bazı –postmodern-mimarlık kuramcıları bu yıkımları ‘Modern Mimari’nin sonu’ olarak ilan ettiler. Türkiye’de bu yaklaşım bugün hala geçerliliğini yitirmiş değil. Günümüzün toplu konut, sanayi siteleri bu tasarım anlayışı ile çelişmiyor. Onun bir uzantısı olarak devam ediyor. Örneğin toplu konut sitelerinde, birbirinin aynısı konut tiplerini görebiliyoruz. Konutlar, toplu konut sitelerinde, tıpkı tarlalarda yan yana ekilmiş değişik tarım ürünleri gibi, tekrarlanan ve farklılaşan biçimlere sahip olarak birlikte boy gösteriyorlar. Toplu konut tasarımları, büyük olasılıkla sahipleri, kullanıcıları, müteahhitleri öyle istediği için değil, farklı proje bürolarının elinden çıktıkları için farklılaşıyorlar. Bu birbirinin aynısı olma hali ile, birbirinden farklı olma halini belki bir defalık bir uygulama için tasarlanan apartmanlara da uzanacak bir çerçevede düşünebiliriz. Böylece her uygulama bir kere üretilecek bir proje olarak tasarlanıyor. Konutların, binaların, kentlerin öngörüldüğü gibi tek bir merkezden, kamusal otorite tarafından değil de birden çok uzman tarafından tasarlanmış olması sonuçta kentlerin ve konutların tasarlanabileceği fikrini rafa kaldırmıyor. Bu tasarımın geçerlilik alanında, yalnızca ölçeğindeki bir değişime işaret ediyor. Sanayi ürünlerinde gördüğümüz tasarım yöntemi, söz konusu yapılar olduğunda gelişme karşısında ciddi bir engel oluşturuyor. Türkiye’deki toplu konut uygulamaları da bu nedenle ‘toplu’ uygulamaların yaratabileceği avantajları dezavantaja dönüştürebilecek nitelikte. Sözgelimi birbirinin aynısı bile olsa her katın duvarları, taşıyıcıları için ayrı bir işçilikle kalıbın yapılması, duvarların örülmesi, inşaat demirlerinin biçimlendirilip yerine yerleştirilmesi gerekiyor. Her bina için ayrı ayrı mimari ve statik projelerinin çizilmesi gerekiyor. Depremde de gördüğümüz gibi, bu tekil uygulamalar geleneksel diye adlandırdığımız binalardakine benzer bir deneyim yaratmadığı için dayanıklı ve başarılı tasarımları sahip olamıyorlar.

    Bütün kamu ürün ve hizmetleri de sanki özel kuruluşlar tarafından piyasaya sunulan ürünler ve hizmetler gibi. Önce üretiliyorlar, sonra halkın karşısına çıkıyorlar. Kamu yöneticileri ‘ben istediğimi üretirim, siz kullanmak zorundasınız’ diyorlar. Oysa bir konutun yapılmasından bir toplu yerleşim alanının tasarlanmasına kadar bütün mimarlık ve şehircilik ürünleri yalnızca uzmanların hazırladığı proje çalışmasından ibaret olabilir mi? Uzmanlar, meslek insanları olarak kamusal alanda yönetimlerin kural koyma vasfı yerine tasarlayıcı, yerine geçici gücünü benimsiyoruz. Bu yüzden Türkiye’de yaşayan insanlar olarak biz binalar altında ezilerek veya can çekişerek ölme ihtimalini tevekkül ile kendi gayret ve kabiliyetlerimizin dışına atıp, kaderle başbaşa kalmayı ve yaşamayı tercih ediyoruz.
    Evlerin, binaların, kentlerin bir bütün olarak tasarlanabilirliği sonuçta tek merkezli totaliter bir yönetim anlayışı ile pekişiyor. Bu yaklaşımın izlerin yakın zamanlara kadar siyasal bir normalleşme yaşayamayan ülkelerde sürdüğünü görüyoruz. Kamu otoriteleri, uzmanlar kentleşmeye dair kuralların yalnızca kendilerini ilgilendirdiğini, uzlaşmaya ve iletişime ihtiyaç bulunmadığını düşünüyorlar. Uzmanlar üretim süreçlerini, hayatı kendi başlarına tasarlamaya kalkıyorlar. Böylece Türkiye’de kentlerin ve binaların ‘kamusal’ bir tasarıma, yani akılcılaştırma fırsatları sağlayan kurallara sahip olabileceği düşüncesi tam da deprem yönetmeliklerinin ‘teorik olarak’ en ‘mükemmel’ olduğu, binaların imar planlı düzene geçildiği bir aşamada çöküyor. Depremde en çok zarar gören ve yıkılan yapılar, deprem yönetmelikleri ve imar yasaları çıktıktan sonra yapılanlar.

    Kullanıcıların kendi başlarına evlerinin taşıyıcı sistemi hakkında bilgi sahibi olmaları elbette mümkün değil. Onlar adına bunu yapacak uzmanlar ve eksperler sonuçta göstermelik projeleri belediyeden geçirmekle görevli kişiler. Üniversiteler kendi işlevlerini yerine getirmek yerine büyük kamu projeleri yarışmaktalar. İmar planları, yapı ruhsatları, denetim sonuçta birilerine para kazandırmak için uydurulmuş yasaklar. Eğer inşaat sürecini denetlemekle ilgili bir takım kurallar, bürokratik formaliteler konmuş ise, sanki yalnızca ‘birileri bundan nemalansın’ diye konulmuş. Sözde denetimi yapan teknik kişiler iş sahiplerinin ‘ekmek parasına mani teşkil etmemek’ için görev yapmaktalar. Sonuçta yapı denetimi ile ilgili konmuş kurallar talep edilen değil, sözde uyulması beklenen kurallar. Bu yüzden siyasetçilerin görevi bu kuralları esnetmek, kuralsızlıkları affetmek ve toplumsal bir talep olmadığı için de kuralların uygulanmasından değil, uygulanmamasından doğan gücü kullanmak. Varsın konutlar doğru dürüst bir taşıyıcı sisteme sahip olmasın. Varsın mimarisi başarılı olmasın. Varsın çürük zeminde olsun. Sahip olmamız gereken akıl, uzmanlardan tepeye, iktidara uzanan bir hatta kayboluyor.

    Topluluklar olarak –ne yazık ki- pahalı bir aydınlanma süreci yaşamaktayız. Sonuçta her aydınlanmanın bir maliyeti var.


    Korhan Gümüş – korhangumus@superonline.com

  8. #8
    Yapı sektörünün büyüklüğü sıklıkla çeşitli uzmanlarca vurgulanır. Pek çok araştırmada Dünya’da ve Türkiye’de genel büyüklüğün yaklaşık %10’unun yapı sektörüne ait olduğu belirtilir. Bu maddi büyüklük uygulamada ortaya çıkan ürün kalitesi ile doğru orantılı değil ne yazık ki.

    En önemli prestij binalarımızdan, bireylerin kendi çabalarıyla yaptıkları konutlarına kadar malzeme kalitesi ile ilgili olumsuz çok şey söylenebilir. İyi klimatize olamamış, çatısı akan, duvar kaplamaları dökülmüş ve benzeri sorunları bulunan o kadar çok yapı varki tek tek örnek vermeye bile gerek yok. Belki bu sorunların bir bölümü tamamen uygulamaya yönelik sorunlar ama önemli bir bölümü de yanlış malzeme seçimi ya da yeterli kalitede üretilememiş malzemelerden kaynaklanıyor.

    Aslında benim tespitim Türkiye’de tüm bu işleri koordine edecek bir üst kurum yok. Bu devlet tarafında da böyle yapı malzemesi üreticilerinin kendi içlerinde de böyle, mimarlar cephesinde de böyle.

    Bir de soru sormak istiyorum:
    Acaba yapı malzemesi üretimi için izin alınması gereken bir üst kurum var mı? İsteyen istediği gibi yapı malzemesi üretebiliyor mu?

  9. #9
    spurr
    arkitera'da yapı malzemeleri ile igili bölümlerin aldığı hite bakın

    belliki mimarlar yapı malzemeleri ile ilgilenmek istemiyorlar

  10. #10
    Tarihi süreçte yapı üretiminin gelişimi nasıl olmuştur acaba?

Konu ile İlgili Bilgi

Users Browsing this Thread

1 adet kullanıcı bu konuyu ziyaret ediyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)

Mesaj Yazma Hakları

  • Yeni mesaj gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap veremezsiniz
  • Mesajlara ek yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •