36 sayfanın 5. sayfası İlkİlk 12345678910111213141516 ... SonuncuSonuncu
533 sonuçtan 61 ila 75 arası gösteriliyor.

Konu: Mimarlar Odası 40. Dönem Seçimleri (Mart 2008)

  1. #61
    Mimarlığın Yolu Açılıyor...

    Daha dün "Mimarlığa Yol Açın!" arama sonuçlarında 0 sonuç bulan Google bugün itibariyle 11.000 sonuca ulaştı.

    Bu güzel kampanya sonunda oldukça farklı bir sonuçla seçimi kazanacak "mimarlar" kendi odalarını yönetme hakkını yeniden elde etmiş olacaklar. Ama herşeyden önemlisi katılım artacak.

    Tıpkı etik kelimesi gibi katılım kelimesi de dillerden düşmüyor. Buyrun size katılım...

    3-4.000 mimarın katıldığı bir seçimde "Mimarlık İçin Mimarlar" hareketi seçimi kaybetse bile katılımı sağladığı için kazanmış olacak. Hoş hala 2.000+ ya karşı 600'ler ile seçimin kazanılacağını düşünüyorum.

  2. #62
    Murat Artu
    John ve Ahmet MIT (USA) mimarlık fakültesinde iki sınıf arkadaşıdır.
    Okulu bitirip mimar olarak mezun olurlar.
    Ahmet vatanı olan Türkiye'ye döner ve bir proje yapar.
    Odaya vizeye gittiğinde mimarlık yapmak için yeterli olmadığını,
    SMG denen bir mimarlar odası entrikasından geçmeden mimarlık yapamıyacağını öğrenir.

    O sırada mavi tur için Türkiye'de tatile gelmiş sıra arkadaşı John'a durumdan bahseder.
    Bunun üzerine John;
    -Öyleyse ben imzalıyayım benden SMG istemiyorlar. Der,
    Mesele hallolmuştur ama Ahmet başına gelenlere inanamaz ve anlıyamaz.
    Mimarlar Odasına gider ve durumu anlatır;
    -Nasıl olur ? diye sorar.

    Kendisine Mimarlar Odasının Globaleşmeye karşı olduğu için böyle bir uygulamaya gidildiği anlatılır.
    Ahmet ,
    - Siz delirdinizmi ? deyince,
    Kendisinin proje yaptığı için sermayenin işbirlikçisi olduğu,
    oysa John'un zaten sermaye olduğu için işbirlikçi olamıyacağı anlatılır.
    John'un projesi bu yüzden dergide de basılacaktır.

    İmza

    John Artu

  3. #63
    Murat Artu
    Mimarlar Odasına Ciddi bir soru ;

    Ben vatandaşlık değiştirsem ve Fransız olsam, SGM isteyecekmisiniz ?
    Cevap vermeden önce iyi düşünün....
    Utanmayı da eksik etmeyin

  4. #64
    e-mimar lığın e-odanın yolu da açılır mı dersiniz
    Mimarlar Odası 40.dönem proğramında Bilişim başlığı altında ''Son iki dönemdir sürdürülen e-oda projesinin altyapısı hemen hemen tamamlanmış olup bu dönemde ağırlıklı gündem Oda bütününe yaygınlaştırılmasıdır. ''yazan bir cümle okuyabilirsiniz.
    Bu sadece o bölümü güzel ve her konuda bilgili ve ilgili olduğunuzu göstermek içindir,sizin de bahsettiğiniz cin fikirli ,isimsiz mail üstadı ,web..... gibi kişilerden başka oda yöneticilerinin ilgi alanına girmez.
    E EE EE E,,,, kulağa ninni gibi geliyor.
    Google 11000,facebook 6000,.......lütfen bu sayıları vermeyin , e-oda birkaç dönem daha süründürülür.
    2020 lerde felan hala el yazısıyla oy pusulaları doldururuz.
    İl seçim kurulundan gelen seçilmiş memurlar ''Köy - Mahalle İhtiyar Heyeti......Oy Pusulası gibi birşeyler yazan çarşaf gibi kağıtlara tek tek isimleri ve oyları XX yazarlar,toplarlar.....Seçim sonuçları da günler sonra alınır.
    700 gibi rakamlardan 3000-4000 ler ulaşmanın ne sorunlar çıkaracağını bir düşünün....Ya birde İstanbul'da 10 000 hatta kayıtlı tüm üyeler oy kullanmaya kalkarsa...Ki bütün bunlar mümkündür.
    Sevgi ve Saygıyla.

  5. #65
    Keşke. Tüm içtenliğimle söylüyorum. Keşke 6.500 kişi oy vermeye gelse de Mimarlığa Yol Açın! diyenler kaybetse.

  6. #66
    "Hemen hemen tamamlanmış olup" lafı ninninin alasıdır efendim.

    İçinden cımbızla cümle seçmek kolay.
    Ödenen 40.000 YTL ve faizin hesabını istemek nedir?
    Bu soru da oda yönetimini bağlamaz mı?
    Bu sonuca bağlanmış, yarışmada birinci olan kişi, Fatih Bey hakkı olan bu parayı tahsil etmiş ve Oda'ya sormaktadır "Neden bu şekilde faiz ve mahkeme masrafını üye aidatlarından ödediniz diye.
    Hemen hemen bitmiş mi oldu bu konu???

    Biz "hemen hemen tamamlanmış" olanı değil "tamamlanmış ve düzgün çalışana" bakarız.
    Şu anda görebildiğimiz yegane sayfa Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi sayfasıdır.

    Akp iktidarı, garip bir sükse ile Karadeniz Otoyolu'nu açtı. Bırakın iyi bir hizmet olmasını, çevreye yaptığı yıkımları hepimiz biliyoruz. Buna karşı olanların hayatını kaybetiğini de. Bu forumda tartışıldı bunlar. Tabii sadece seçim zamanı okuyanlar - yazanlar bilmez.

    Neyse karayolları yetkilileri de "Hemen hemen tamamlandı" diye yolu açtılar.

    Oda'nın bu yönetiminin, e-oda veya icraatını görmek ne zaman nasip olur bilemiyoruz. Sanırız artık mümkün değil. Çünkü muğlak dönem raporu kimseye bilgi vermiyor ki.

    Ancak mimar olarak, biz tamamlanmış işleri tartıyoruz efendim. Bitmeyen işler mi oda yöneticilerinin ilgi alanına girer?

    Nedir???

    Not: Bu arada Sayın İlart, Antalya'dan İstanbul Büyük Kent Şubesi'nin bilişim politikasını izliyorsunuz da, (Kişisel bilgilerinizde lütfedip adınızı yazmamışsınız ama Antalya'da büro sahibi yazıyor) benden yani nerdeyse 10 yıldır -ve hala- Bilgisayar MBÇK'sında görev alan birinden daha iyi biliyorsunuz yapılanları galiba. Kısacası sizin sözünü ettiğiniz ve inandığınız "hemen hemen tamamlanmış" olan hiç bir şey yok. Eğer çok gizli saklı yapılmadıysa sadece ben değil MBÇK başkanının dahi haberi yok. Sorup durdum çünkü devamlı ben. Ben de inanmak istiyorum. Oda açıklama yaptı da nedir?. Dönem raporu. Siz bu konuda açıklayıcı bir hal bulabildiniz tarafsız bir mimar olarak değil mi?

    Neyse ben yeni gelecek yönetimin, bu yönetimden daha iyi bir bilişim alt yapısına sahip olduğunu her ne yarım bırakılmışsa daha kısa sürede daha iyisini yapacağına ve gizli saklı tutmayacağına herkese gelişiminde katkı sağlamada açık olacağına inanıyorum.
    En son ayasofya tarafından düzenlendi : 23-01-2008 03:06

  7. #67
    Qu`est-ce que vous voulez?
    à mon avis , Oda zaten üyelerinin büyük bir bölümünü Fran-sız' gördüğü için ,bir çok uygulama gibi SMG'de kolay uygulanıyor.
    SMG de dahil alınan tüm kararlar çok az sayıda (%0,5 bile olmayan Fran-lı !!) üyenin katılımıyla gerçekleşiyor.
    Durum bir zamanlar çok kullanılan bir terimi çağrıştırıyor..
    ''Azınlığın çoğunluğa tahakkümü''(çeviri için bkz.
    Sorunun yanıtını başka bir Fran-sız olarak ben de çok merak ediyorum doğrusu....

  8. #68
    Sayın AYASOFYA ''hemen hemen tamamlanmış'' a olan inancımı!!!! daha nasıl belirtebilirim,bu sözler 2006 da işbaşına gelen merkez yönetimin çalışma proğramında yer alıyor, iki dönem öncesini de katarsanız 4+2 yılda neler yapılırdı neler,bugün ne durumdayız malum.
    Bu arada siz de lutfedip adınızı yazmamışsınız sayın ATK.
    Sevgi ve Saygılarımla..
    İlhan Şahin
    En son ilart tarafından düzenlendi : 23-01-2008 11:22

  9. #69
    Arkitera Üyesi
    Kayıt Tarihi
    08-09-2001
    Mesaj
    309

    Neden Mimarlar Odası'na Üye Değilim.

    Bazı kişilerin bildiği ama çoğu kimsenin bilmediği ve konumum gereği size ilginç gelebilecek bir şeyi paylaşmak istiyorum. Mimarlar Odası'na üye değilim, hiç olmadım. Neden olmadığımı bugüne kadar pek sorgulama gereği hissetmemiştim. Belki de günümüzde seçilmişlerin yönetiminde, temsile dayalı sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin artık lüzumsuz olduğuna inandığım içindir. Mimarlar Odası seçimleri nedeni ile yakın çevremde hareketlenen hava nedeni ile bu konuyu yeniden düşünmeye başladığımı farkettim. Bunu sizinle de paylaşmak istiyorum.

    1994 senesinde İTÜ Mimarlık Fakültesi, mimar olduğuma dair bir diploma verdi. Artık madem bir mesleğim olduğu tescillendiyse, mesleğimin odasına gidip kayıt olmam bekleniyordu herhalde. Ama olmadım, olma gereği hissetmedim, ihtiyacım da olmadı.

    Öncelikle beni mimar olarak yetkilendiren bir okuldan mezun olduktan sonra, beni ikinci bir kez tescil etmesi gereken bir kurumun varlık nedenini çözememiştim. "İmza yetkisi" denen bu paye ile fazla da işim olmadığı için üstüne düşmedim.

    Bir şekilde mimarlık üretiminin farklı alanlarında 13 yıl boyunca çalıştım. Bir serbest mimarlık ofisinde çalıştım, sonra bir diğerinde, ardından bir başkasında. Bir süre mezun olduğum okulda Araştırma Görevlisi olarak çalıştım. Bir arkadaşımla bir fabrika binası tasarlama şansını yakaladık. Daha da iyisi bunu inşa etme lüksüne kavuştuk. Şantiyecilikten sonra bir başka serbest mimarlık ofisinde müstakil konut projelerinde, bir diğerinde rölöve ve restorasyon uygulamalarında çalıştım. İyi kötü bir çeşitlilik yarattığımı düşündüğüm anda iki arkadaşımla Arkitera Mimarlık Merkezi'ni kurma kararı aldım. 7 yıldır da bu merkezin kurucu ortaklarından ve yöneticilerinden biri olarak Türkiye'deki mimarlık ortamının ortasındayım.

    Hala Mimarlar Odası’na üye olmam gerektiğini hissetmiyorum. Neden?

    1-Birinci nedenin, gayet pragmatik bir açıklaması var. İhtiyacım yok. (Mimar olduğum halde odaya ihtiyacım olmamasını Mimarlar Odasının yeni yönetimi sorgular umarım. Bu arada unutmadan yazayım, bugüne dek Mimarlar Odası’ndan hiç kimse bana gelip de “neden üyemiz değilsiniz “ diye sormadı. Türkiye’de yedi yıldır varlık gösteren tek mimarlık merkezinin bir yöneticisi olarak böyle bir soru ile karşılaşmamış olmam da ilginç tabi.)

    2-Bir gruba dahil olma, benimseme, takım tutma, cemaat seçme, taraftar olma konusunda kişisel olarak problemim var, kabul ediyorum. Yönetiminin değişmesini beklediğim Mimarlar Odası seçimlerini, desteklediğim grup kazansa da Mimarlar Odası’na üye olmayı sorgulamayı devam edeceğim, ve büyük ihtimalle de olmayacağım. Temsile dayalı bu kadar geniş katılımlı gruplarda üye olup da kararlarda söz ve irade sahibi olamamanın yarattığı huzursuzluk bu üyelik mekanizmasını benim için yeterince lüzumsuz kılıyor zaten.

    3-Öte yandan bunu kabul ederek üye olsam bile, üyesi olduğum grubun icraatlarının hepsini dolaylı olarak kabullenmiş sayılmam, bana korkunç bir yaptırım olarak görünüyor. Örnek vereyim: Her ne kadar pek çok sorunlu kamusal projede, yürütmeyi durdurma ve iptal davası açan Mimarlar Odası’nı prensipte haklı bulsam da, bu dava açma kararlarını almadan önce üyelerine danışmadığı ve konuyu tartışmaya açmadığı için, üyelerine totaliter bir yaptırımda bulunduğunu düşünüyorum. Üyesi olmadığım halde Mimarlar Odası’nın icraatlarından dolayı tanıdıklarımın beni sorgulaması ve sorumlu tutması ve benim buna verecek bir cevabımın olmaması, üye olduğumda da değişmeyecekti.

    Tüm bu nedenleri ve burada sayamadıklarımı da bir kenara kaldırıp tekrar neden üye olmadığımı sorgularsam da yanıt şu olabilir herhalde: Ertuğ Uçar’ın dediklerine katılıyorum sonuna dek. Kendimi bildim bileli Mimarlar Odası’nın üstüne yapışmış bir resim var. Mimar olmadığım bir tanıdığımla Mimarlar Odası’na gitsem (bırakın müşteri ile gitmeyi) o rezil zevksiz mekanlar, sigaradan sararmış mobilyalar, içerideki asık suratlı, “Ören Bayan” memurlar, bir mimar olarak benim hakkımda epeyce bir yanlış kanı oluşturacaktır başkalarına.

    Mimarlar Odası tablosunun sözel dili de bana öyle garip öyle tuhaf geliyor ki, bırakın bir kısmını sahiplenmeyi, tüm aklımı fikrimi vererek okusam da bana hiç bir şey ifade etmeyen bu kadar yuvarlak laflar nasıl oluyor da ard arda geliyor diye düşünmekten başka bir şey düşünemiyorum. Hadi bunu da geçtim ve bir şekilde “kültürel değerlerimiz”, “küresel anamalcı sistem”, “insanı merkeze almak”, “aydınlık ve barış için demokrasi” gibi bir dolu benzer anlamsız jargona hakim oldum.

    Sonra ne olacak? Ben bu kişilerle mimarlık konuşabileceğim mi? Gidip Aaron Betsky’i biliyor musunuz desem eminim “ O da kim, bize üye mi?” diye sorarlar. Sürekli “kültürel değerlerimize” uygun, “küresel anamalcı sistem”e karşı çıkan ve “insanı merkeze alan” (sürekli hayvanat bahçesi tasarlamıyorsak bu terim de manasız derecede komik oluyor tabi) mimarlık eserleri üzerine mi konuşacağız? Nedir ki böyle bir mimarlık? Türkiye’nin her tarafında Safranbolu evleri gibi yapılar mı olsun diyeceğim? Benzin istasyonlarına kubbe koyup trafoları konak şeklinde boyamam mı gerekecek? Güncel mimarlık kültüründen bu kadar kopuk, kopuk olduğu kadar da Gehry’i, Hadid’i, Koolhaas’ı “küresel anamalcı sistem”in kahpe aktörleri olarak gören, onları davet edip görüşlerini sunma imkanı verdiğimiz bizi de “kahpe işbirlikçi” sayan, uluslararası bağlantıları ve vizyonu eski demirperde ülkelerinden bile zayıf bir anlayışla neyi paylaşabilirim ki?

    Peki neden “Mimarlık için Mimarlar” grubunu destekliyorum, üstelik her şekilde odaya üye olmayı ve meslek odalarının varlıklarını hala ciddi şekilde sorguluyorsam.
    • Çünkü kendimi bildim bileli var olan tozlu, ne dediğini anlamadığım, sürekli aynı şeyi söyleyen bir cızırtı yerine, yeni, enerjik, daha net bir titreşim olduğu için,
    • ·Dünyaya küs ve sürekli söylenen yaşlı bir anlayış yerine, dünyayı anlamaya ve algılamaya açık bir anlayış olduğu için,
    • Aynı düşünmeyeni karalayan zihniyet yerine, farklı düşünene değer veren bir anlayış olduğu için,
    • Koruma paranoyası yerine değişimin potansiyellerini ve yaratacağı değerleri tartışabildiği için,
    • Yeni, farklı ve yadırgayabileceğimiz şeyler üretmenin ne kadar değerli olduğunu savunan insanlar olduğu için,
    • Seçime katılacak üyeler için bir başka alternatif oluşturabildiği için,
    Ve belki de en önemlisi
    • “Bir şey olmayı arzulayanlar” yerine “Bir şey yapmayı isteyenler” olduğu için,
    Üyesi olmayacak olsam da Mimarlar Odası yönetimine gelmesi için “Mimarlık için Mimarlar” grubunu destekliyorum.

  10. #70
    saitali köknar

    Fert, Toplum ve Saçma üzerine

    Söylecek çok söz yok. Hayatımdaki onca imkansızlığa rağmen sonuna kadar kendimi ilişkilendirebileceğim bir oda için çalışacağım. Ben de mimarlık için varım!

    Bu önemli! Fert kendini nasıl ait hisseder? Sadece Ömer Kanıpak değil, benzer şekilde düşününen onbinler var, mezun olanların kabaca yarısının odaya kayıt olduğunu düşünürsek. (Bu iyi bir oran mı kötü bir oran mı bilemiyorum, sonuçta oda kendisini yine kabaca proje üretimi odaklı şekillendiriyor ve proje yapmayan o kadar çok arkadaşımız var ki).
    Önce bir fert olmak lazım değil mi Onu başarabildiğimizi varsayıyorum. Sonra başkalarıyla ortaklıklarını aramaya, farklılıklarını anlamaya başlamak lazım. İnsan karmaşık bir varlık. Şu ana kadar tanıdığım hiç bir kimseyle on konu üzerinden onunda da anlaşabildiğimi bilmiyorum. Gördüğüm uyguluma ise erk sahibi olanların kendi on kanaatini diğerlerinin on kanaatine üstün görüp görmezden gelmek, olmayacak bir şekilde zorla değiştirmeye çalışmak yönünde yoğunlaşıyor. Halbuki ait olmakta zorlandığımız bir üst kimik yaratmaktansa, alt kimliklerimizi tarif etmeye çalışıp bu küçük şeylerden bir beraberlik inşa etmeye çalışsak. Kayıtsız şartsız değil de konu başına anlaşsak. Kişileri karakterleriyle değil de duruma göre söyledikleri tek tek sözlere göre yargılasak. Mimarlar Odası böyle bir platform olmayı başarabilmeli.

    Diğer mecradaki (facebook) grubun ilk yorumu şöyleydi yanlış hatırlamıyorsam: 'Oda saçma bir şey, olmasa daha iyi'. Biri bana senin varlığın çok saçma olmasan daha iyi olurdu dese oturur düşünürüm ne yapmadım diye. Çünkü 'saçma', bir şey yapılmadığında ya da olması beklenen olmadığında oluşur. (Albert Camus orada, gidip sormak lazım daha güzel açıklamlar için). Belli ki kendisini odayla ilişkilendiremiyor yorumu yapan görece genç arkadaş. Peki kim kabahatli? Duymayı sevdiğimiz türden net bir cevabı yok bu sorunun.

    Mimarlık için Mimarlar hareketi, kanımca odada saçma olanı ayıklamaya geliyor.

    Kanımca diyorum çünkü bu grubun 'tam olarak' ne düşündüğünü bilmiyorum. Ama ne düşündüğünü anlamak için her geçen gün genişleyen yeni katılımcılarıyla beraber tartıştığını, tartışmaya imkan verdiğini biliyorum. Bu tartışmanın bir parçası olmaktan sevinç duyuyorum, kaygı değil.

    Asıl endişe verici olan ne düşündüklerinden emin olan kalabalıklar.
    En son saitali köknar tarafından düzenlendi : 23-01-2008 05:57

  11. #71
    Arkitera Üyesi
    Kayıt Tarihi
    08-09-2001
    Mesaj
    309

    Mimarlar Odası Yöneticileri için TABU OYUNU

    Tabu oyununu bilmeyen yoktur herhalde. Yasaklı kelimeleri kullanmadan size verilen terimi anlatmaya çalışıyorsunuz. Kendimce Mimarlar Odası mevcut yönetiminin son bir iki bildirisinden bir oyun çıkardım. Şu kelimelerin mimarlıkla ilgisini hiç kuramadığım gibi, her yerde kullanılabilecek yusyuvarlak joker laflar olarak algılıyorum. Mimarlar Odası Mevcut Yönetiminin herhangi bir bildirisini bu kelimeleri kullanmadan yeniden yazmaya davet etsek, herhalde sessiz kalırlar...

    toplumcu
    toplum için
    demokratik
    anti-demokratik
    özgürlükçü
    insanı merkeze alan
    küresel anamalcı zihniyet
    işbirlikçi
    dayanışma
    aydınlık
    karanlık
    kültürel değer
    evrensel değer
    yağma
    sömürü
    kentsel rant
    geleneksel değerlerimiz
    sermaye yanlısı
    hükümet yanlısı
    küreselleşme yanlısı
    demokrasi karşıtı
    ...

    Daha da çoğaltabilirsiniz... Mimarlık mesleğinin sorunlarını tariflerken bu kelimelere muhtaç olmaları, mevcut yönetimin değişmesi için yeterli bir neden zaten.

  12. #72
    Aslı Özbay

    teşekkür ederim

    sabah radikal'de "mimarlık için mimarlar" hareketi üzerine yapılan spekülasyonları okuyunca, çok sinirlenip, hemen cevap verme dürtüsüyle büroya geldim. forumda karşılaştığım son metinlerle sakinleştim, keyfim yerine geldi...

    teşekkürler ömer kanıpak, saitali köknar.

    bunlar üzerine artık yazmak bile gerekli değil belki ama ben konunun "içeriden" bir yerinde durduğum için, bildiklerimin hiç değilse bir kısmını "kayda geçmenin" bir faydası olabilir: ben bir "odacı"yım. ömer'in aksine, 1987'de, üstelik henüz mezun olmadan, o dönemler ankara'da çok paralel bir "isyan" hareketiyle seçim kazanarak oda yönetimine gelmiş sevgilime (Hasan Özbay ) ve ekibine destek olmak üzere odayla "tanıştırıldım". karşılaştığım manzara, üzerimde tam da ömer'in yukarıda tarif ettiği etkiyi bırakmıştı. o tarihten sonra 20 yıl süreyle (aralıklarla yönetimler değiştiğinde uzaklaştırılıp sonra yeniden gelerek) kah profesyonel, kah seçilmiş yönetici, kah komitelerde üye olarak hep odanın içinde bulundum. temsil ettiğim ekip, odanın çalışma odağına mimarlık meselelerini almasını isteyen mimarlardı. (istanbul'un aksine ankara'da bu anlayış 20 yıldır -yetersiz de- olsa etkin olabildi.)

    bu duruşun muhaliflerince hep "meslekçi, projeci" olmakla suçlandım (!) bu suçlama beraberinde "a-politik bir 12 eylül ürünü" olduğum aşağılamasını da içeriyordu. 1970'lerden beri tabulaşan ve sorgulayanın "sağcı" sayıldığı motto, "Türkiye'nin sorunları çözümlenmeden mimarlığın sorunları çözümlenemez" kabulüne dayalıydı. o nedenle odanın önceliği, ülke sorunlarıydı. "erdemli" olan anonim kalmaktı, birey öne çıkarılmamalıydı. temsil yetkisi sadece "liderindi".... uzatabilirim, burada bırakacağım.

    oysa içinde bulunduğum ekip, mimarlığın niteliğini ve bu başarıldığında yaratacağı değişimin etkisini savunuyor, bunun her eylemde vurgulanmasını, örneklenmesini istiyordu. iletişimin öneminin farkındaydı: yalnızca solcu (!) belediyelerle kurulan ilişkiden sağlanan "vize" (mesleki denetim) gelirinin amaç olamayacağını, proje denetiminin içinin doldurulması gerektiğini ve tüm kurumlarla iletişime geçilmesini istiyordu. odanın üzerine yapışık "uzlaşmaz muhalif" kimliğin farkındaydı ve amaçlara ulaşılabilmesi için öncelikle bunun değiştirilmesi gereğinden bahsediliyordu. itiraz yerine, diyalog ve diplomasi yöntemleri kullanılmalıydı. üyelerin tepkisinin farkındaydılar ve ilişkiyi geliştirmenin mimarlıktan geçtiğini düşünüyorlardı.

    "ulusal mimarlık sergisi ve ödülleri", "ulusal mimarlık kongreleri", "mimarlık müzesi"... projeleri, bu ekip sayesinde gerçekleşti. bunlardan sadece sergi-ödül projesi sürdürülebildi. dönemin farkını anlamak için, 1988-1994 dönemi Mimarlık dergilerine bir göz atmak aydınlatıcı olacaktır.

    odayı böyle algılayan "meslekçi" kadroların varlığı, 1970'lerden kalma anlayışın destekçilerini daima tehdit etti: tabuları sorgulandı, yaptıkları eleştirildi ve "kıdemli" kadrolar bu ekiple birlikte çalışmaktan mutsuz oldular. militanları "oda profesyoneli" olamaz hale geldi, katılım çeşitlenip gençleştikçe, eskiden prim yapan nutuklar anlamsızlaşır oldu, yayınların yeni içeriği, grafiği onları mutsuz ediyordu... yani onyıllardır içinde varoldukları "statüko" değişiyor, örseleniyordu. tüm varlıklarıyla direndiler. hala -özellikle de istanbul'da- direniyorlar. artık özgün kimlikleri taraftar toplamadığı için, listelerinde pırıltılı "vitrin" elemanları bulunduruyorlar. böylece hem takiye yapabiliyor, hem de odada vazgeçemedikleri kadrolarını sürdürmeyi başarıyorlar. (sevgili afife batur'un bir dönem istanbul şube vitrininde başkanı olarak kafaları karıştırdığı dönem yaşadıkları hakkındaki dertleşmelerimizi bugün gibi hatırlıyorum.) hiç küçümsenmeyecek bütçeleri kontrol ediyor, denetlenmekten müthiş huzursuz oluyor, kendi maaşlarını kendilerinin belirlediği bu düzeni sürdürebilmek için her yola başvurabiliyorlar. demokrasi ve şeffaflık konusunda bayrağı kimselere bırakmıyor ama ne şeffaf, ne de demokrat olabiliyorlar. örnekleri öyle çok ki, sayfalar yetmez!

    fazla uzattım, affedin ama yukarıda da dediğm gibi, bu metni "içeriden" birinden düşülmüş bir kayıt olarak algılayın lütfen. mimarlık için mimarlar hareketi, bugün gazetede yazılanlar gibi, mimarların kendi projelerine yol açmak için girişilmiş bir hareket değildir. bu talihsiz ifade, hem bunu destekleyen mimarlara, hem de gerekçelerini ömer ve saitali gibi ifade eden pırıl pırıl gençlere büyük haksızlıktır.

    sizlere çok güveniyorum ve her koşulda başaracağınızdan eminim. "belden aşağı" tepkilere asla prim vermeyin, hedeflerinizden, söylemlerinizden vazgeçmeyin. mimarlık eğer yeniden etkin ve onurlu bir meslek olarak meşruiyetini tazeleyecekse, bu sizler gibi mimarlar sayesinde olacak.

    kolay gelsin.

  13. #73
    neti
    facebook üye sayısı 1,967 bilgilerinize...

  14. #74
    Basında yarından itibaren karşı atağa geçiyoruz. İçinizi ferah tutun.

    Tabi içini ferah tutmayacak olanlarımız da var...

  15. #75
    midred
    merhaba, bu tartışmaları günlerdir takip ediyorum. Bir şey yazmaya şimdiye kadar gerek görmedim ancak,Bir mimarlık öğrencisi olarak size sormak istediğim bir kaç şey var, mimar olduğunu düşündüğüm ömer kanıpak isimli yöneticinizin tabu anafikirli mesajında yazdığı kelimelerin hiçbirini mimarlıkla bağdaştırmayarak nasıl bir mimarlık bilincine sahip olduğunu merak etmekteyim. toplumcu
    toplum için
    demokratik
    anti-demokratik
    özgürlükçü
    insanı merkeze alan
    küresel anamalcı zihniyet
    işbirlikçi
    dayanışma
    aydınlık
    karanlık
    kültürel değer
    evrensel değer
    yağma
    sömürü
    kentsel rant
    geleneksel değerlerimiz
    sermaye yanlısı
    hükümet yanlısı
    küreselleşme yanlısı
    demokrasi karşıtı
    bu kelimelerin hepsi doğru bir mimarlık tanımında kullanılması gereken terimlerdir. En azından eğitimimizde bize ilk başta bu öğretildi.Dünya mimarlık tarihini incelediğimizde, bütün mimarlık manifestolarının bu düşüncelerden yola çıkarak ya karşı ya da yanında olduğunu gördük. Genç mimarlar,sadece sizin facebookta grubunuza bilmeden etmeden üye olan kullanıcılardan oluşmamakta. Bunun da farkına varın istedim. Ayrıca düşünceler yaşlı veya genç değildir. Yaşlanan ve eskiyen biyolojik bedendir. Tartışmalarınız iyice şizofrenikleşti kanımca. Bir de bu koruma bilincine olan nefretinizi tam olarak anlayamadım.

Konu ile İlgili Bilgi

Users Browsing this Thread

1 adet kullanıcı bu konuyu ziyaret ediyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)

Konunun Etiketleri

Mesaj Yazma Hakları

  • Yeni mesaj gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap veremezsiniz
  • Mesajlara ek yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •