2 sayfanın 1. sayfası 12 SonuncuSonuncu
19 sonuçtan 1 ila 15 arası gösteriliyor.

Konu: Tarihi çevrede yeni binalar...

  1. #1
    softly

    Tarihi çevrede yeni binalar...

    Tarihi çevrede yeni binalar yapmak genelde problemli oluyor. Dokuyu bozmadan estetik bir bina nasıl yapılmalı?

  2. #2
    "Estetik" bina yapmaya çalışmayarak...Tarih, doku gibi meseleleri kendinden menkul "kutsallıklar" gibi kavramak yerine bunlar üzerine kişisel düşünme ve anlamlandırma aralıkları, katmanları, güzergahları kurgulayıp bunların izinden gitmeyi, didişmeyi tercih ederek, mesela.

  3. #3
    mcetin01

    tarihi çevrede yeni binalar

    bu konu çok tartışılıp hiçbiryere varılamayan bir nokta ama bu son görüşe ben de katılıyorum, kutsallaştırmak bir çözüm değil, dönüşümün kendisini tarihsel bir süreç olarak almakta fayda var... katmanlaşma gerçekten çok önemli, metropolist.org sitesinde kentsel arkeoloji konulu dosya bunu ipuçlarını veriyor. bu tür birkaç proje gerçekleştirdim ve bunları birkaçyerde yazmaya gayret ettim, çünkü yapılan müdahalenin aslında bir eleştirel yorum niteliğini taşıdığını düşünüyorum, balıkesir fotoğraf müzesi projesinde bir mevcut bir de yokolmuş ancak tescilli bir yapının birlikte çözüldüğü bir örne sergilemeye çalıştık... son yaptığımız proje de Tarsus'da bir 19.yy camisi altında çıkan Roma kalıntılarının olduğu bir yapıya ek bir müze yapısı ve bir dolaşım ögesi tasarlamak üzerine kurulmuştu... Bu proje mimarist'in 27. ve Yapı'nın 320. sayılarında çıktı... grid-architecture.blogspot.com blogumda da projeden örnekler görmek mümkün (Underground spaces etiketiyle ulaşabilirsiniz) ama 90ların ilk yarısında bu konuyu tartışan önemli mimar, yazar ve akademisyenlerin tartışmaları da Tasarım, Domus, Arredamento gibi dergilerde çıkmıştı... sonuçta Lumina'nın dediği gibi kişisel yorum önemli...

  4. #4
    RedRapsody
    Sırasıyla, Kars kent merkezinde tarihi doku içerisinde yapılmış bir AVM. Kars kent merkezi içerisinde tarihi taş yapı yanında modern Rus mimarisi örneği.Kars Ani harabelerinden klise duvarının çelik ile desteklenmesi. Doğubeyazıt İshakPaşa Sarayı restorasyonunda taş duvar üzerine oturan Ahşap Kirişlerin çelik ayaklarının beton pabuçları... Üzerinde konuya bağlı konuşulabilecek örnekler seçmeye çalıştım. Kuramsal yaklaşımların dışında fiziksel çevremizi oluşturan bir gerçek var ki bu ilk fotoğrafta ironik biçimde kendini anlatmış.
    Fotoğraflar en geç 2 hafta önce çekildi (bölgeyle ilgilenenler için).
    Eklenmiş İmajlar Eklenmiş İmajlar      
    En son RedRapsody tarafından düzenlendi : 25-10-2008 21:48

  5. #5
    Verdiğiniz örneklerin tam da "estetik" takıntılarla güdülenmiş işler olduğunu düşünüyorum. Çevresinde ya da altında ne var diye anlamaya çalışıp sonra oluşan anlama birikintisiyle nasıl ilişkiler kurulacağına dair yeni bir çaba içine girmek yerine bir yerlerden edinilmiş "estetik" görüntülerin var olana yedirilmesi.

  6. #6
    RedRapsody
    Ani harabelerindeki Klise detayındaki yaklaşım diğerlerinden ayrılıyor. Yıkılmasını önlemeye çalışmaktan ibaret bir yaklaşım.

    İshakpaşa'da ise tamamen yapıya yabancı bir strüktür kullanılıyor. Estetik önplanda. Ayrıca örtünün yapıyı koruması gibi bir işlevi de var. Fakat yük taş duvarlara verilmiş, üstelik çelik ankrajlarının yapılabilmesi için duvar üzerine beton dökülmüş. Bazı uzman görüşleri bu sistemin kendi çelik ayakları üzerinde, taş duvarlardan bağımsız çalıştığı taktirde kabul edilebilir olduğu yönünde. Ama biraz da umursamazca taş duvarlar üzerine beton dökülüp ankrajlar yapılmış. Burada ki yaklaşımları analiz ettiğimizde , DESTEK OLUP KURTARMAK ve biraz kaba tabirle ADAM ETMEK şeklinde iki ayrı yaklaşım karşımıza çıkıyor. Estetik kaygıların bazan saygısızlık boyutunda uygulamalara neden olduğu açık.

    AVM ise hemen bitişiğindeki taş yapı gibi bir binanın yıkılıp, yerine giydirme cephe binanın yapılması şeklinde. Bu giydirme cepheyi estetik bulan çok insan var.
    Taş binalarda ön cephe 'kesme taş' yan ve arka cepheler 'moloz taş' ile yapılmış . Yeni binalardaki ön cephenin giydirme, yan ve arka cephelerin sıva-boya yapılması arasındaki etik benzerliğe de dikkat çekmek istiyorum. İki uzak dönem, iki benzer yaklaşım. Ve sonuç...

    Burada sorgulanması gereken, toplumun 'estetik' anlayışının zamanla ne şekilde değiştiği. Tarihi dokunun ne şekilde algılandığı, yada algılanamadığı. Ticaret, turizm, tüketim toplumu ile tarihi dokunun buluşması ne şekilde olacak(oluyor) Çünkü tarihi, kültürü ve bu taş binaları da tüketilebilir bir ürün olarak görüyoruz aslında... Tarihi kentlerimizin girişinde 'marka şehir Kars, Marka şehir Gaziantep' yazıyor...

    Korumanın ne şelikde olacağını, yeni yapının ne şekilde yapılacağını tartışırken de ' ne şekilde' tüketebileceğimizi tartışmıyor muyuz biraz? Geçmiş gerçekten ihtiyacı olanı, fazla irdelemeden yapmış. Biz ise çok irdeleyip,ihtiyacımız olanı yapamıyoruz...

    Kültürel 'kopukluk' toplumsal dönüşüm bir 'ara boşluk' oluşturmuş süreç içerisinde, Kars'ta Ruslardan kalan bir boşluk, Kapadokya'da Rumlardan kalan bir boşluk veya Ermenilerden kalan bir boşluk oluşmuş. Bu fiziksel boşluğu ne ile doldurmak gerektiği bütün sorunun cevabı bu coğrafyada.

  7. #7
    RedRapsody
    ... bu boşluk ancak ve ancak Türk devriminin kazanımlarıyla ede edilen çağdaş yaklaşımlarla doldurulabilir. Bilimle, teknolojiyle, felsefeyle, çağdaş strüktürlerle, mantıklı çözümlerle, teknolojiyi akıllıca kullanabilen , kaliteli teknoloji içeren, çevreci sistemlerle , tasarımlarla...Yani öncelikle 'modernizmi' sindirip yorumlama aşamasına geçerek. Modern takılıp, postmodern yaşayarak değil...
    Selçuklu çakması yapılarla, uyduruk, arada kalmış tekniklerle, teneke kaplamalarla, geçmişe özenen göndermelerle bu boşluk dolmaz, sırıtır,komik olur, basit kalır... Tarihi dokuda yapı yaparken ne yapmamız gerektiğini sanırım biliyoruz, çölün ortasına bir yapı yaparken ne yapmamız gerektiğini bildiğimiz gibi... Önemli olan bu tercihleri birşeylerin farkında olarak yapabilmek.
    Luminanın söylediği gibi ' altında ne var diye anlamaya çalışıp sonra oluşan anlama birikintisiyle nasıl ilişkiler kurulacağına dair yeni bir çaba içine girmek ' ...

  8. #8
    mcetin01
    Res rapsody'nin verdigi ornekler guzel gerçekten.. ama açıklamalardaki bazı kavramların birarada kullanılışını anlamakta zorluk çekiyorum. Sanki bazı klişeler tesadufi olarak yanyana getirilmiş gibi görünüyor. yani işlevsel müdahalelerden mi şikayet ediyoruz, estetik özentisi olanlardan mı daha net ortaya koymak lazım...

  9. #9
    mcetin01

    Smile

    pardon RedRapsody olacaktı...

  10. #10
    RedRapsody
    Konu başlığı tarihi dokuyu bozmadan yeni bina nasıl yapılır şeklindeydi.
    Tarihi bir coğrafyada yaşadığımız için çoğunlukla bu sorunsalla karşılaşıyoruz zaten.
    Benim yakınmalarım tarihi doku içerisinde yapılan müdahalelerin ve tasarımların bağlamsal derinliğinin yeterli olmayışından kaynaklanan tahribat.
    Uzun süredir bu süreci yaşıyoruz, bir yapıyı korurken de kaderine terk edip yanmasına izin verirken de... Bir boşluktan söz ediliyor, kırılmadan. Bu boşluğun analizi,tanımı ve ne ile doldurulduğu problemi tartışılıyor. Bu boşluk nedir? Bu boşluğu erdemli bir 'yeni' mi doldurmuştur, cahil ve açgözlü ne yaptığının farkında olmayan bir 'yeni' mi? Bu kelimeyi kullanmak istemiyordum ama 'kimliksiz' olan mı dolduruyor?
    Bütün ülkeyi gezip, dokuyu bir bütün olarak görmeye çalışınca bu tepki insanın içinde daha da büyüyor, mazur görün. Ben sadece gündeme getiriyorum, yeni birşey değil söylenenler, asıl fikir üreten hocalarımızın getirdiği önemli tanımlar var. Örneğin Cengiz Bektaş hocamızın , 'kültürel kirlenme' olarak tanımladığı durum.
    Bu durumun farkına varıp, rahatsız olup kurtulma yolları aramak bize düşen. Ne kadar farkında olunursa, tarihi, yaşanmış, dokunun içerisinde yapılan tasarımın gücü o denli artacaktır. Şimdi tasarım öncesi 'analiz' aşaması hakkında konuşmak durumundayız, ancak iyi bir analiz sonrasında tasarım hakkında birşeyler söylersek anlamlı olacaktır.
    En son RedRapsody tarafından düzenlendi : 27-10-2008 10:34

  11. #11
    mcetin01

    yeni yapı

    aslinda ayni şeylerin etrafinda dönüyor söylediklerimiz ama bazi kelimeler ve ifadeler beni korkutuyor, kültür, kimlik gibi kavramlar bu kadar da "temiz" "saf" "yalın" seyler değil; bir birikim ürünü aslında, yani korkarım bu devirde özümüze dönme (?!) filan gibi tuhaf durumlara yol açabilir bu kültürel kirlenme kavramı... çünkü bu sadece bize özgü bir durum değil "hibrid" diye bir nosyonun domine ettiği çoğulcu ve kaotik bir dönemde yaşarken, bu kadar 19.yy kavramlarıyla bu konuyu tartışmanın uygun olmadığını düşünüyorum. Tabiki tahribat yanlısı değilim ama eleştirel dönüşümün kaçınılmazlığını kabul etmek gerek diye düşünüyorum. bugün korumaya çalıştığımız pek çok şey aslında böyle bir dönüşümün ürünü... bunu eddetmek zaten korumanın özüne aykırı olur sanırım...

  12. #12
    mimar ebru
    Merhaba, tartışılan konu ile ben_de ilgilenmekteyim. Tarihi çevrelerde yeni yapı tasarlanırken pek çok yaklaşımlardan biri seçilerek tasarımlar yapılmaktadır. Kimi yeni tasarımlar tarihi çevreye uyum kaygısı güderken kimileri_de zıtlık oluşturmaktadır. Ülkemizde veya yurtdışında tarihi çevreleri koruma amaçlı çıkarılan yasalarda mimarlar ne ölçüde kısıtlanmakta ya_da ne ölçüde yetki sahibi olmaktadırlar? Bu konuda bilgi sahibi olan biri bizi aydınlatabilir mi?

    Yönetici notu: İmla düzeltildi. Lütfen dikkat.
    En son ayasofya tarafından düzenlendi : 27-10-2008 12:40

  13. #13
    RedRapsody
    öze dönmek değil ama 'daha öz' olanın uzaktan izlenmeyip daha içselleştirilmesi şeklinde birşeyden bahsedilebilir. Burada yazarken 'Dünya' genelinde bir eleştiri ortamının içerisinde görebilirsiniz kendinizi, ama sokağa çıktığınızda,ofise gittiğinizde, şantiyeye gittiğinizde, kamu kurumlarına gittiğinizde karşınıza çıkan düşünce sistemi 19.yy dan çok uzak değil...

    Hybrid sözcüğü nitelikli bir tarihi doku içerisinde ne kadar güç bir birleşimdir... Bu hibritlik İshakPaşa Sarayındaki gibi taş-çelik-beton-ahşap-cam(henüz uygulanmadı) hibritleşmesi midir? Sizce bu hibritleşme ne kadar 21.yy düşünce sistemine aittir? Nerede hibritleşmenin ince çizgisi? Betonun 500 yıllık taş duvarın üzerine döküldüğü anda mı oluşur o çizgi?

    Özetlemek istediğim şu; hibrit kelimesi çok uygun bu tanımları netleştirmek için. Kendi başına birşeyler ifade eden ayrı ayrı içsel bütünlüğünü sağlamış sistemler başarılı bir hibritleşme meydana getirebilirler. Nitelikli bir 15.yy yapısı, döneminin üst düzey estetik ve teknik olanaklarını sunuyor, bunu ancak 21.yy yüzyılın üst düzey teknik ve estetik sistemlerini incelikle kullanarak birleştirirseniz başarılı olur. Bunu yapamıyorsanız, dokunmazsınız, üzerini açmazsınız, üzerine bir korugan yapar sadece saygıyla izlersiniz. Bu yüzyıla yakışanın bu yaklaşım tarzı olduğunu düşünüyorum.
    'reichstag' yapısındaki hibritleşme bütün bu laf kalabalığını sessizce özetliyor aslında.
    Eklenmiş İmajlar Eklenmiş İmajlar  

  14. #14
    19. yüzyıl hakkında çok kalıp (ön)yargılarla konuşmadan sakınmak iyi olabilir. Bazı konularda, hiç ummadığımız kadar modern bir yüzyıl aslına bakarsanız, örneğin Benjamin ya da Baudelaire'in yazdıkları göz önüne alındığında; tabi ki, modern nitelemesini bir biçimler repertuarı olarak görmekten uzaklaşırsak.

    Hibritleşme meselesi 20-21.yy. ait bir kavram olarak görünebilir çünkü olayları bu şekilde isimlendirmenin kendisi tarihsel olarak bu zaman diliminde beliriyor. Ancak, kelimenin bu yüzyılda dolaşıma girmiş olması, insan üretiminin bu isimlendirme içinde hiç üretmediği anlamına gelmiyor. Bilakis, Uğur Tanyeli tam da bu durumun olağanlığına vurgu yapıyor dikkat ederseniz yazdıklarında.

    Ancak "öz" konusunda dile getirilen karşı çıkışa "daha öz olan" diye karşılık vermek tüm bu hibritlik meselesini görme konusunda varolan direnci sürdürmekle aynı kapıya çıkıyor.

  15. #15
    mcetin01
    hibrid = tarihi taşın üstüne beton gibi bi indirgemeyle yaklaşmıyoruz tabiki konuya, Lumina'nın da dedigi gibi gayet olağan basit bir dönüşüm sürecine bugun verdiğimiz ad bu, tarih hep böyle dönüşmüş hatta duyarsız bile dönüşmüş ve biz bunları bugün hayranlıkla koruyoruz... benim söylemek istediğim ne yapacağını bilemeden, yani herhangi bir eleştiri ve yorum birikimi olmadan bu yapılara bakıp koruyalım bari diyip çürütmek (sosyal, kültürel, ekonomik ve fiziksel olarak) yolunu açan katı, irrasyonel, kalıpçı korumacı tavır da duyarsız müdahale kadar yıkıcı olduğu... Reichstag da güzel bir örnek gerçekten dediğim gibi aynı şeyleri söylüyoruz, pek çoğu bu yapıya "içini ne kadar bozmuş, kubbe ne kadar da domine edici olmuş" gibi katı ve olumsuz yaklaşabilir... veya Scarpa'yla Eisenman'ın Castelvecchio'ya müdahalesindeki tarihe saygıyı pek çok kimse kutsal birşeye tecavüz edilmiş gibi karşılayabilir... onun için bence aynı noktadayız ama farklı ifade ediyoruz... önemli olan Lumina'nın dediği gibi süreci anlamak... yorum yapmak, katkıda bulunmak...

Konu ile İlgili Bilgi

Users Browsing this Thread

1 adet kullanıcı bu konuyu ziyaret ediyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)

Benzer Konular

  1. İzmit Kentsel Sit Alanı Tarihi Çevrede "Kültür" Teması
    Gül Keskin tarafından Öğrenci Projeleri bölümünde
    Yanıt: 6
    Son Mesaj: 23-02-2010, 11:41
  2. Fener Balat'ta tarihi binalar yıkılacak mı?
    Ali Emrah ÜNLÜ tarafından Koruma & Restorasyon bölümünde
    Yanıt: 18
    Son Mesaj: 14-12-2009, 03:07
  3. Yeni Çin için yeni binalar
    lumina tarafından Mimarlık bölümünde
    Yanıt: 10
    Son Mesaj: 28-08-2008, 13:46
  4. tarihi mekanda yeni islev getiren projeler
    damdaki_kedi tarafından Koruma & Restorasyon bölümünde
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 11-10-2005, 11:56

Mesaj Yazma Hakları

  • Yeni mesaj gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap veremezsiniz
  • Mesajlara ek yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •