3 sayfanın 1. sayfası 123 SonuncuSonuncu
34 sonuçtan 1 ila 15 arası gösteriliyor.

Konu: Nevzat Sayın

  1. #1
    İlk konuğumuz Nevzat Sayın 11 Temmuz 2001 16:00-18:00 arası foruma konuk oldu...

  2. #2
    Irmak Koleji ile ilgili fotoğraf ve çizimlerin olduğu sayfaya ulaşmak için buraya tıklayın

    Vaziyet Planı

  3. #3

    İhsan Bilgin-Nevzat Sayın Kuzguncuk, 26 Ekim 2000

    [k]Arredemento Mimarlık Sayı:2000/12, Sayfa 55-73[/k]

    İhsan Bilgin: Gön'ün ilk bölümüyle başlamak istiyorum. Burada iki bina var. Bununla Mimarlar Odası'nm ödülünü de almıştm. Dergilerde yayınlanan, dolayısıyla seni meslek kamuoyuna tanıtan ilk projelerinden olmuştu. Burada arka arkaya iki bina var. Bu binalarm ilk göze çarpan özellikleri belirgin prizmalar olmaları: Öndeki kare, arkadaki dikdörtgen prizma. Çok okunaklı dış kabukları var. Aynı şey plan kurgularında da izlenebiliyor. İstersen bu kurguyu ortaya çıkaran motivasyonlardan bahsederek başlayalım konuşmaya.

    Nevzat Sayın: Gön'ün ilk bölümü, bütünüyle bana ait olan ilk yapı. En basit olandan yola çıkıp, bir kare, bir dikdörtgen ve onları bağlayan bir çizgiden başlamıştı iş. Biraz da başa çıkmanm kolayhğıydı belki. Doğrusu, temel geometrik formlarla çalışmak daha sonra da değişmedi. Shell binasmda da aynı şeyleri görebilirsin. Aynı prizmatik yapı. Aynı okunaklı kabuk ve plan kurguları. Kuşkusuz farklı programlar için ve farklı koşullar içinde ele almdıklarmdan, benzerlikleri gibi ayrışmaları da okunaklıdır. Her projenin iki temel konusu var diye düşünüyorum: Biri program, diğeri koşullar. Bu ikisi içiçe ve aynı zamanda birbirinden bağımsız iki temel veri gibi gelişiyor. Koşullar dediğimizde, yapının nerede olacağı, teknoloji, topografya, imar durumu, işveren gibi birçok şey giriyor devreye. Program dediğimiz şey ise hiçbir zaman düz, temiz ve kendi içinde iyi ifade edilmiş bir bütün olarak verilmiyor. Mimar, verili durum içinden, işveren, kullanıcı katılımmı da sağlayarak bir program oluşturuyor.

    İHSAN BILGIN Arazi, ımar koşulları baştan veri olarak giren belirleyiciler. Teknolojiyi bunlardan ayırmak lazım, çünkü o senin tercihin.

    NEVZAT SAYIN Koşullar bir üst başlık gibi düşünülmeli. Teknoloji de koşullarm içindeki ilk verilerden biri benim için. Malzemeyle ve yapım yöntemiyle düşünmeye yatkın biri olduğum için adını açıklıkla koymuş olmasam bile, teknoloji hep var oluyor. Bir yapının ne şekilde ve ne ile yapılacağı en başmdan belirlenmiş noktalardan biri olmalı. Tıpkı, "ne yapmalı, nasıl yapmalı?" sorularmm hiçbir zaman birbirinden ayrılamayacağı gibi bir şey.

    İHSAN BILGIN Senin için ayrılmıyor olması, bunlarm senin tercihlerin olduğunu değiştirmez. Ben "nesnel" verilerle "öznel" verileri ayırt etmeye çalışıyordum. Teknoloji, sen nasıl hissedersen hisset, bir seçenekler örtüsü içinden seçtiğin, hatta bazen ürettiğin bir şeydir. Ama imar verilerini sen seçemezsin. Burada yapmm geometrisi de sanki daha işin başmdan belirlenmiş gibi...

    NEVZAT SAYIN "Açıklanamayan"* diye kısa bir metinle anlatmaya çalışmıştım. Bu anlatımda mimarın belleği de "iş"in içine giriyordu. Yönetim yapısı bir kare prizma. Niye öyle olduğunu bütünüyle açıklamak kolay değil benim için. O bir dikdörtgen de olabilirdi fakat kare olmak istedi! Arkadaki üretim yapısmm biçimi ise hemen hemen kaçımlmazdı. Bunun birkaç nedeni var. İlk yapıları tasarlarken arkada ayırdığımız rezerv alan içine sonraki yapının ne şekilde yerleşeceği -üç aşağı beş yukarı- belliydi. Arsanm smırları ve yapıyı bu smırlara ne kadar yaklaştırabileceğimiz bizim dışımızda oluşmuş kurallardır. Ihtiyaçlarla ya da iş programmın getirdiği dayatmalarla büyüklüğü de tayin edilince, biçimi neredeyse kendiliğinden belirmişti. Bu açıklamalar, açıklanabilir olanlar. Oysa, "diğer" açıdan bakınca üç eşit nefli bir bazilika planınm yan çevrilmişi de diyebiliriz. Kuşkusuz bunun ihtiyaçlarla bir ilişkisi yok. Tasarımm verilerinden biri de değil. Sonraki okumalarda ayırt edilebilen noktalardan biri.

    İHSAN BILGIN Bazilikalara kısa kenarmdan girilir, oysa bu binaya uzun kenarmdan giriliyor. Yani geometrik bir disiplin var. Ancak bu geometrinin kökenine sadık kalmmıyor.

    NEVZAT SAYIN Bu hemen hemen bütün yapılarımda var. "Bu geometri"nin kökenine sadık kalmıyorum. Çünkü bir bazilika yapmıyorum. Bitmiş yapıya bakarken görüyorum bazilikayı. Buna rağmen, bu duyguyu taşıyor olmasmı önemsiyorum. Yönetim yapısı, fabrika yapısı, ve daha sonra yapılan ikinci fabrika yapısma bir bütün olarak baktığımızda hepsinin içinden geçen başka bir aks daha
    görünüyor. Bu aks, öndeki cadde ile arkadaki caddeyi birbirine bağlıyor ve uzun kenarla kısa kenar yer değiştiriyor. Ve yine kısa kenarmdan girmiş oluyorum bazilikaya. "Önceden var olan bir iz"in üzerine ikinci bir katman yerleştirildiğini söylemek mümkün. Iki iz var; yapılan ve yapılanm altında beliren. Belki bir gün başkaları tarafından bir üçüncüsü oluşturulacak.

    İHSAN BILGIN Program ve koşullar önemli dedin. Ama özellikle de öndeki binanın formuna bunlardan bağımsız olarak karar verilmiş gibi duruyor.

    NEVZAT SAYIN Bu açıklama ne ifade eder bilmiyorum ama açıklamaya çalışıyorum: Kare olanı alalım. Gön'ün bulunduğu çevre oldukça derme çatma yapılarm olduğu, "zaman içinde kendiliğinden büyüme" diye özetlenebilecek olan gerçek bir sanayi gecekondusu bölgesi. Dolayısıyla etrafta akıl almaz bir malzeme ve biçim yığılması var. Onların içinde olabildiği kadar sakin ve ötekilerin karışıklığma karışmadan durabilecek bir yapı istiyor arsa. Tabii, ben de öyle olsun istiyorum. Form, belki de, kendisini bu şekilde dayatıyor. Bu yüzden de olabilecek en kararlı biçime, kare planlı bir prizmaya dönüşüyor. Sadece bu yapı değil, bütün yapılar içeriden dışarıya tasarlandıkları gibi dışarıdan içeriye doğru da tasarlanırlar, iç ile dış arasmdaki kaçmılmaz ilişkiye rağmen dış, kendiliğinden oluşan bir sonuç değildir. Ayrıca ele almması gerekir. Bu ele alışın parametreleri, iç'in tasarım parametrelerinden farklı da olabilir. Çünkü burada çevre, yakın coğrafya, müthiş bir belirleyicidir. Atilla Yücel'in bir saptaması vardı bu binayla ilgili olarak, eski iş hanlarma yaptığı bir gönderme ile "içine girince bina yok oluyor" diyordu. İş hanları da öyledir; dışarıdan bakınca, kocaman bir yapıyla karşılaşırsm, ama içine girip, kullanmaya başladığmda yapı geriye çekilir ve bir boşluk bırakır sadece. Yürüdüğün, baktığm, içinde bulunduğun bir boşluk. Içeride, dışın tam tersine, egemen olan hiçbir mimari dayatma yoktur. İçerisi için gerekli olan, zamanla olabilecek değişiklikleri karşılayabilecek bir esneklik olmalı. Oysa konuya ve ele alışa bağlı olarak, yapılarm kullanıcı talepleriyle programlanması gibi, kullanıcılar da yapınm talepleriyle programlanabilir. Mimari bu anlamda "dayatmacı"dır. Çünkü bir düşünce düzeninden oluşur ve bir yaşama düzeni oluşturur. Önemli olan bilginin eksiksiz olarak toplanması ve ihtiyaca bağlı olarak değerlendirilebilmesidir.

    İHSAN BILGIN "Barok" bir tavır benimsemekle o iş hanlarından ayrışıyor. Öndeki bina uzaktan ve bir bütün olarak gözükmek üzere yapılmış. Prizmanm her seferinde bir bütün olarak algılanabilmesi için yol ile ve arsa kenarları ile arasına mesafe konmuş. Dış kabuğun simetrisi, boşluk-doluluk oranları, dominant bir kapı boşluğu, pencere dizileri vb. Her şey dikkati üzerine çekmeye yoğunlaşmış bir kurgunun parçası gibi.

    NEVZAT SAYIN "Barok"u klasik üslubun dışmdaki bir tutum olarak mı kullanıyorsun? Bu yapı simetrisiyle, temel geometrik formları kullanmasıyla ve durağan yapısıyla, barok olarak tammlanması zor bir yapı gibi görünüyor. Dikkati üzerine çekmek üzerine kurulu bir sıfatlandırma olarak kullanıyorsan, biraz önce açıklamaya çalıştjm: Bulunduğu çevrede bunu yapmak kaçmılmazdı. Buna rağmen bağırıp çağırmayan bir dikkati çekmedir. Çevrede yoğun olarak var olan gri ve sıva, bu yapıda da tekrar edilmiştir, benzer bir durumun içinden farklılaştırma yoluna gidilmiştir. Evet, görülebilirlik işin bir yanı, ama bu yapıda önemli bir yanı. Buna rağmen koşullarla da açıklanabilecek bir konumlandırma var. Yoldan ne kadar çekileceği yasal bir karar. Yan taraflarda bırakılan boşluklar ise arkadaki fabrika yapısmm görülebilmesini sağlıyor. Ayrıca otopark alanmı artırmak için de gerekli. Gön'e herhangi bir iş için gelen birinin bütün ilişkisi kare prizma yönetim yapısı içinde başlayıp bitiyor. Özel koşullarda üretim yapısma geçiliyor. Ne yandan gelirsek gelelim, yapı ilk anda 45°'lik bir açıdan algılanıyor. Böylelikle fabrikayı ve yönetim yapısım görebiliyorsun. Daha sonra sadece yönetim yapısı kalıyor görüntüde. Biraz daha yaklaşmca o, "dominant kapı boşluğu" ile karşılaşıyorsun. Kapıdan içerisi neredeyse kelimenin tam anlamıyla bir boşluk.

    İHSAN BILGIN O hanlar kendilerini sergileyen binalar değillerdi. Görkemlerini içlerindeki sirkülasyonun canlılığmdan alıyorlardı. Halbuki burada benim dikkatimi çeken şey -içine girmedim ama yamldığımı zannetmiyorum- içinde adeta hiçbir şeyin cereyan etmemesi, edemeyecek olması. Bir ıssızlık var bunun içinde.

    NEVZAT SAYIN Ben böyle düşünmüyorum. Tam tersine tıpkı iş hanlarmdaki gibi. Burası bir fabrika olmakla birlikte, irikıyım bir atölye olarak düşünülebilir. Ve o büyük atölyenin içinde de küçük atölyeler var. Yedi, sekiz kişinin, en fazla on kişinin oluşturduğu gruplar çalışıyor.

    İHSAN BILGIN Ben sadece öndeki kare prizmadan bahsediyorum.

    NEVZAT SAYIN Doğru. Öndeki karenin içinde hiçbir şey yok, bir "ıssızlık" var. Çünkü, giriş katı eski deri eşyalar galerisini de içerecek şekilde tasarlandı. Parçalar yavaş yavaş toplanıyor. Buraya bakan ara kat ise kendi ürettikleri ürünlerin bulunduğu bir sergileme alanı. Sadece üst katta ofisler var. Ve diğer iki kattan bağımsız bir kat. Dolayısıyla senin hissettiğin o "ıssızlık" duygusu çok doğru. Daha sonra galeri olacağı için gerekli mekanları bıraktık. Çünkü inamlmaz sayıda ve çeşitlilikte malzeme toplanıyor. Önemli bir nokta daha var bu "ıssızlık" meselesinde. Dışarıdan, karmakarışık bir çevrenin içinden geliyorsun. Sonra etrafındaki yapılara pek de benzemeyen bir prizmayla karşılaşıyorsun. Içeri girdiğinde, yol boyunca gördüğün karışıklıktan uzaklaşmak için o ıssızlaştırılmış mekan fikri doğru geliyor. Dışarıya dair bütün bilgileri kapının dışında bırakmaya yardımcı olan bir duygu. Düşünüldüğü şekilde bitirildiğinde de bu "ıssızlık" duygusu kalsın isterim.

    İHSAN BILGIN Cephe kurgusu ile birlikte bu kare prizma törensel bir deneyime çağırıyor insanı. Dolayısıyla kompleksin ilk bölümünün üçte biri dışarıdaki etkileri nötralize etmeye ayrılmış.

    NEVZAT SAYIN Biraz önce açıklamaya çalıştığım, dışarıdan içeriye tasarlamakla ilgili bir konu. Bu, yapı ve çevresi ile ilişkileri açısmdan çok önemsediğim bir veriydi. söylemiştim, eğer iki şey birleşmeyecekse, onları zorlayarak birleştirmek yerine, okunaklı bir biçimde onları ayrık tutmalı. Bu evde de öyle. Evin sakinlerinin yanısıra, eve gelecek insanlarm da kullanacağı bir bölüm ve daha özel olduğunu düşünebileceğimiz, sadece evin sakinlerine ait olan ikinci bir bölüm var. Önce eve, evdeki hayata bir bütün olarak bakıp bunun üzerine gidiyorum, sonra evin kullanımıyla ilgili olarak ikiye ayırıyorum ya da ikiye ayrılıyor kendiliğinden. Sonra bu ayrışmış iki bölümü yeniden bir araya getiriyorum. Iki prizmadan oluşmuş tek ev çıkıyor ortaya. Burada malzemenin okunaklılığının, geometriyi biraz daha geriye çekecek kadar öne çıkmasınm önemli, önemsiz gerekçeleri var. Altunizade'de ince uzun bir arsa. Bütün o acayip karışıklığm olduğu caddeden bir bahçe kapısıyla içeri girip uzunca bir yolu kat ediyorsun ve daha önceden yapılmış bir eve geliyorsun. Arıoğlu Evi, bu evin arkasmda yemyeşil bir bitki dokusunun içinde. lyi düzenlenmiş sentetik bir kurgu belki bu yüzden var. "Çok önemli" bir gerekçe daha var: Bu
    yapının sahipleri ev için kullandığımız malzemeyi üretiyor.

    İHSAN BILGIN Her iki yapıda da aynı malzemenin biri ham, diğeri işlenmiş gibi duran iki çeşidi bir arada kullanılmış.

    NEVZAT SAYIN Bu malzemeyi ilk kez bu yapıda kullandık. Başka bir evde aklımıza gelir miydi bilmiyorum. Söylediğim gibi, ev, bu malzemeyi üreten fabrikanm sahiplerinin. Üstelik sadece malzeme değil sorun, yine teknoloji var işin içinde. Ve bizi asıl ilgilendiren konu da bu. Buna rağmen malzemenin kullanımma ilişkin "gerekçelendirme" kısaca şöyle anlatılabilir: Pencere üst kotuna kadar olan malzeme, kaba dokulu olan malzeme. Sanki kabalığıyla üzerine gelecek olan şeyleri taşıyormuş gibi. Aynı malzeme de olsa, yüzeyindeki farklılıklar yüzünden alt taraf biraz daha güçlü görünen bir yapı haline dönüşüyor.

    İHSAN BILGIN Aslında bu, 19. yüzyılda yorumlandığı haliyle klasisizme ait olan bir ifade: Yükseltilmiş zemin kat hizası kabalaştırılmış malzeme ile bitirilir, "bina yere daha sağlam bassın" diye. "Kaide" metaforudur bu. Oysa burada tek katlı bir bina söz konusu olduğu için ham olan kısım binanın daha büyük bir bölümünü kaplıyor. Ayrıca pencerelerin kaba olan kısma rastlayıp, işlenmiş olan bölümün sağır kalması da ikinci bir paradoks katmanı oluşturuyor.

    NEVZAT SAYIN Işte, Barok, Manier derken klasisizme kadar geldik. Mimarlık tarihi her zaman önemlidir. Senin tarafmdan bu şekilde okunuyor olmasmı ilginç buluyorum doğrusu. Ama yine de benim tutumumun, öyle olsun diye değil de, neredeyse bir refleks olarak geliştiğini söylemeliyim. Alt gelir grubu için bir toplu konut projesini konuşuyor olsaydık şimdi konuştuklarımızm hiçbirini konuşmuyor olacaktık. (Neden kimse bizden böyle projeler istemiyor?) Burada, içine büyük boşluklarm girmesi yüzünden duvar yüzeyi azalıyor olsa da, elimizde kalan o az sayıdaki duvar, yukarıdaki doluluğu taşımak açısmdan yine o sağlamlık duygusunu sürdürmesi gereken bir duvar olmalı. Geliştirilmiş bir yığma yapıdan konuşuyoruz. Bu anlamda 19. yüzyıldan çok farklı değiliz.

    İHSAN BILGIN "Barok" ve "Manier" sözcüklerini tarihi dönemlere atıf yapmak için değil, belirli tutumları adlandırmak için kullanıyordum. "Barok" derken binanın kurgusu ile bağını koparmış, nedensizleştirmiş optik bir iddiadan söz ediyordum; bu iddiayı ön plana alan bir tutumu kastediyordum. "Manier" sözcüğüyle ise, belirgin formal kurgularm bir stile dönüştürülmesini, dolayısıyla da işareti belli bir "kimlik", kolay deşifre edilebilir bir "marka" haline gelmesini kastediyordum. Buradan arkadaki iki katlı prizmanın iki renk olmasma gelelim.

    NEVZAT SAYIN Bir nedeni var mı bilmiyorum. Yüksek yapıda yataylık etkisini artırdığı söylenebilir. Ama tasarım aşamasmda neredeyse kendiliğinden ortaya çıkıyor.

    İHSAN BILGIN Nedenden ziyade üzerinde konuşulabilir bir zemin arıyorum.

    NEVZAT SAYIN Neredeyse iki ayrı yapı var. Öndeki, evin kamusal alanı, diğeri özel alan. Bunlar birbirine benziyor ama ayrılıyor da.

    İHSAN BILGIN Bunlar zaten iki farklı kütle olmakla birbirlerinden ayrışmıyorlar mı? Bir kere daha malzemeyle ayırmak niye?

    NEVZAT SAYIN Ayrı oldukları için. Ayırmak fikrini kesinleştirmek için.

    İHSAN BILGIN O zaman da neden başka türlü değil de böyle ayrılıyor diye sormak durumundayız. "Keyfi" olmaya teslim olmak istemeyen herkes bu soruyla yüzleşmek zorunda. İstersen dar alana sıkışmamak için soruyu biraz açayım, genelleştireyim. Belki daha kolay ilerleriz: Türkiye'de deney geleneğinin olmadığı bir modern mimarhk ortamı içinde bulunuyoruz. Bu türden deneylere açılırken nasıl sonuca varıyorsun? Bir şeyin olmasıyla olmaması, tutmasıyla tutmaması arasındaki ayırımı nasıl yapıyorsun? Bu deneylerin ve bunlarm sonuçlarmı test etme biçimlerinin, kendi dışına, başkasma aktarılabilir olmak bakımından önemli olduklarmı düşünüyorum. Çünkü deneye açılmanm sorumluluğu var. Sen "canım öyle istedi, öyle yaptım"a razı olmayacak, orada huzur bulamayacak bir insansın.

    NEVZAT SAYIN Sondan başa okumaya çalıştığımızda, bütün bu konuştuklarımız birbirinden ayrışmış katmanlar haline dönüşüyor. Baştan sona doğru, yani ilk tasarım sürecinden yapıya doğru giden süreçte ise, açıkçası her biri için bu kadar açık sorular ve cevaplar halinde gelişmiyor bende. Daha kendiliğinden bir tarafı olduğunu söylemeliyim. Kendiliğinden, ama başka türlü olamayacak kadar da kesin.

    İHSAN BILGIN Kendiliğinden gibi duran şeyleri tersten okumak için yapıyoruz bu konuşmayı. Çözümler kendi armonilerini ima etselerdi buralara zaten girmezdik. Ortada asılı duran bir sürü soru kalıyor benim için. Bu noktada "kendiliğinden gelişti" bir cevap olamaz.

    NEVZAT SAYIN Kendiliğinden derken, "canım öyle istedi, yaptım" demediğimi biliyorsun. Bu tür soruları her yapı için tek tek sormadığımı, genel bir yapılanma ve olan biteni kavrama karakteristikleri içinden davrandığımı kastediyorum. Söylemek istediğim şuydu: Yaparken, baştan sona doğru giderken, kendiliğinden gibi görünen şeylerin, sondan başa doğru bir okumada, hepsinin bir karşılığmm olduğunu söyleyebilirim. Birçok şeyin üst üste, yan yana bulunmasmm getirdiği, armonik bir noktaya geçememesi dediğin hali ben şöyle anlıyorum: Kendi yapılarıma baktığımda, ilk algılanan şey, bir prizma. Bunu iyi buluyorum açıkçası. Farklı okumalarda, her şey ayrıştırılarak okunabiliyor. Okunaklılığı önemsiyorum. Herhangi bir parçanm yapılış sırasmı, parçalarm bulundukları yerde durma biçimini, küçüklü büyüklü bütün yapısal elemanlarm kendileri olmaktan öte de bir anlamlarmm olmasını ve bunlarm birbirleriyle olan ilişkisini. Bütün bunlarm önemli olduğunu düşünüyorum. En sakininde bile, -ki bu o sakinlerin bir örneği değil- parçalarm ayrı ayrı okunaklılığı meselesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir bütüne ait oldukları halde, bütünün içerisinde yok olmuyorlar. Belki de bu yüzden "armonik" olamıyorlar. Armonik olmalarıyla ilgili bir inadım da yok zaten. Bir arada durmaları daha önemli geliyor. Karşı karşıya ya da yan yana. "Armoni" bizim aklımızda olan bir şey mi, yoksa bir gerçeklik mi.

    İHSAN BILGIN Armonik olan, parçanm bütünü doğruladığı, en azından unutturmadığı noktada ortaya çıkar. Ters bir ima da olabilir bu. Bir eksikliği, yokluğu da hatırlatabilir. Bütün ancak o zaman parçalanamaz bir yekparelik haline geliyor. Bir de sökülebilir-takılabilir olmaya göre programlanmış, öyle olduğunu en başından ortaya koyan tavırlar var kuşkusuz. Arıoğlu örneğinde, tam ayrıştırılabilirliğe gidildiği noktada birbirine yapışan, bütünlüğe sarıhnmaya çalışılan noktada da biıaıada durmayan prizmalar var. Kararlar, tercihler birbirlerine yeterince sıkı kenetlenmediği için.

    NEVZAT SAYIN Hayat gibi! Böyle düşünmemiştim ama bu ikilemi duymaktan memnunum. Neden ayrışamıyor olduklarmı düşünüyorsun?

    İHSAN BILGIN Çünkü prizmanın geometrisi aynşmaya göre kurulmamış.

    NEVZAT SAYIN Bu biçimsel bir bakış değil mi? Onlar ayrışabilirler. Sonuçta parçalardan oluşan ve eğer istersek kolaylıkla ayırıp yeniden bir araya getirebileceğimiz prizmalar bunlar.

    İHSAN BILGIN Bir biçime ancak biçimsel olarak, biçimin yasalarıyla bakılabilir. Dolayısıyla parçalanmaya elverişli bir prizmayla, elverişli olmayan prizmayı ayırdetmek durumundayız.

    NEVZAT SAYIN Parçalanma, parçalanamama ikilemini iç ve dış için kullamlan parametrelerin farklı şeyler olmasmdan yola çıkarak bulabiliriz. Dışarıdan fark edilen bu kadar kesin bir prizma etkisi, içeriden sadece bir boşluk olarak algılanıyor. Dışarıya ve ayrıştırıldığmı söylediğim diğer mekanlara akan bir boşluk. Üstelik gerçekte, bir prizma değil, bir ev, bir evden söz ediyoruz.

    İHSAN BILGIN Ama bu nesne bize ev olduğunu ima etmek üzere de kurulmamış ki.

    NEVZAT SAYIN Umduğun ya da görmek istediğin gibi bir ev olmayabilir ama "ev" olduğunu göstermediği nereden çıkıyor?

    İHSAN BILGIN Mesela Rossivari arketipler üzerinden olabilirdi. Rossi ne kadar soyutlarsa soyutlasın, geri çekilirse çekilsin başlangıçtaki çekirdek imgeyi kaybetmez. Aslma bakarsan kaybetmedikçe de onun direncine işaret etmek bakımından güçlendirmiş olur sonuçta. Burada ise daha baştan prizma olduğu, soyutlanmış olduğu kabul edilerek serüvenine başlamış bir nesne var.

    NEVZAT SAYIN Onu "ev" yapan imgelerden bilerek uzak durduğumu söylemeliyim. Ev imgesini oluşturan şey deyince, benim gözümün önüne Bebek'te, Egli'nin evi geliyor.

    İHSAN BILGIN Kolektif bellekle, dolayısıyla kolektif ev imgesiyle ilgisi yoktur onun; * öznelerarası bir konvansiyona aracılık etmesini bekleyemeyiz. Sökülüp-takılabilirlik senaryosu baştan belirlenmiş bir sentetikliği vardır onun. Gücünü de oradan alır.

    NEVZAT SAYIN Kolektif ev imgesinden uzaklaşılarak da ev yapılabilir ve "o" başka hiçbir şey olamayacak kadar "ev" olabilir. Burada
    ben ayırabileceğimiz şeyi şöyle görüyorum: Iki prizmayı birbirinden ayırabiliriz ve her birini kendi içinde büyütebiliriz, yükseltebiliriz, genişletebiliriz, bu bir. İkincisi her birinin yapısal elemanlarmı ayrıştırabiliriz. Fakat bütün bunlar bu yapıyı bir "ev" olmaktan uzaklaştırmaz. Doğrusu "ev" olmaya da yaklaştırmaz.

    İHSAN BILGIN Başa dönecek olursak iki şeyi bir arada konuşmaya çalışıyoruz: Arka arkaya duran iki tane prizmayı ve bunların dış kabuğunu oluşturan malzemeyi. Aynı malzemenin 4 ayrı çeşidi söz konusu. Bütün bunları bir araya getiren, bir arada tutan harç nedir? Bunun peşindeyim ben. "Keyfi" olmak senin tercih etmeyeceğin bir pozisyon olduğuna göre, nasıl bir iç mantıkla uzaklaşıyoruz keyfilikten. Tabii sadece kabuğun formunu ve kumaşmı konuşmayabiliriz; onları birbirlerine teyellemek için mekan kurgusu üzerinden de gidebiliriz.

    NEVZAT SAYIN Prizmaları birbirinden ayırabiliriz, ama konumlarmı değiştiremeyeceğimizi de biliyoruz. Ayırsak ne yaparız? Ya parçalardan birini tamamen yok ederiz, ki o zaman bütünün çok önemli bir parçası eksilmiş olur, yani evin bir bölümü kaybolur, ya da yapabileceğimiz, -belki- biraz büyütmek, biraz genişletmek, biraz yükseltmek olabilir, hepsi bu kadar. Dolayısıyla bu değiştirilebilirlik, gerçekte, neredeyse hiç olamayacak olan bir şeydir. Buradaki parçalanma fikri, yapının kuruluşunu işaret eden bir okunaklılık olarak parçalanabilme fikridir. Mekan kurgusundan çıkmıştı her şey. Öndeki tek katlı birim evin "kamusal alanı", arkada iki katlı birim ise "özel alan". Haremlik ve selamlık gibi. Parçalanma ve yeniden birleştirme düşüncesi de buradan oluşuyor. Parçalanıyor ama bir arada duruyorlar.

    İHSAN BILGIN Sadece kaba tekstürlü malzemeyle yapılmış olsaydı da bu soruyu soracaktık. Çünkü bu malzeme farklılaşması bize bunun nasıl kurulduğu hakkında bir şey söylemiyor ve onu ifade etmek için yapılmış bir tercih değil ki.

    NEVZAT SAYIN Malzeme şunu yapıyor belki; kaba malzemenin bittiği noktaya gelindiğinde, oraya kadar yapılan işlem değişip döşeme, lento, parapet gibi bileşenler giriyor devreye. Ikinci bir aşama var orada. Okunaklılık dediğim, okunması gereken şey belki de bu durum. O noktadan sonra elemanlar değişiyor çünkü. Bu da yine malzemenin ve onun teknolojisinin getirdiği bir şey. Geliştirilmiş bir yığma yapı yapıyoruz.

    İHSAN BILGIN Çeşitli prizmaların çerçeveleri ile sınırlanmış mekan kurgularından ve kabukları oluşturan malzemelerin yüzeylerinden söz ettik. Dikili'deki işinde de, kabuğu taşm kaba dokusuyla oluşturulmuş bir dikdörtgen prizmanın fikri sürükleyen motivasyon olduğu anlaşılıyor. Ancak burada işin içine bir ımsur daha katılıyor: Klasisizm. Delinmemiş bir kütlenin tam aksında, akla dolaysızca klasik orantı nosyonunu getiren iri bir boşluk bırakılmış. Bu hem kapı, hem de binanm yegane ışık kaynağı...

    NEVZAT SAYIN "Klasik orantı nosyonu" diye tanımladığm sonucu program ve koşullar üzerinden açmaya çalışalım. Tek mekanlı bir ev, büyük bir oda. Yayılarak yaşayan, resim yapan, çeşitli malzemeleri kullanarak objeler üreten bir adam için yapılmış bir ev. Şimdilik belli zamanlarda kullanılıyor ama düşündüklerini gerçekleştirirse, beş yıl içerisinde sürekli kalmayı düşündüğü bir yer. Ve bu adam bir köylü değil. Orada olmayı ama bildiği gibi yaşamayı istiyor. Işte sana yeni bir ikilem. Program bu. Koşullar ise şu: Gerçek bir köyün içindeyiz. Yapının arka tarafmdan gelen sert bir rüzgar var ve köyün hiçbir evi o yöne bakmadığı gibi, pencere bile açılmıyor. Eğimli bir arazi. Yapı, arka duvarmm yarısma kadar toprağa gömülü. Bunlar çevreye ilişkin verilerin değerlendirilmesiyle belirleniyor. Bir kural koyduk kendimize, hiçbir nedenle köyün dışına çıkmadan, hep yapılageldiği gibi yapılacaktı. Malzeme de araziden toplanmış taş. Her şeyi o küçük, kapalı çevrenin içinde bitirdik. Uzmanlık gerektiren hiçbir iş tarif etmedik. Sadece verili koşullarm biraz zorlanarak iyileştirilmesi yoluna gittik. Oysa ben tersine yatkmım, her şeyi kontrol etmek isterim, ama burada başka bir şeyi denemek istedim. Neredeyse belli hizaları, başlangıç ve bitiş noktalarmı tespit ettik ama arasmdaki dokuya karışmadık, onu tamamen ustaya bıraktık. Bu önemli bir karardı.
    Alışkanlıklarm içinden yeni bir şey çıkarmayı önemsiyorum. Yepyeni bir şey yapmak yerine, alışkanlıklarm iyileştirilmiş haliyle bir şey üretmek bana daha doğru geliyor. Kuşkusuz burada
    kimin alışkanlıkları diye soj Burada önemli nokta, evin j köyün içinde olmasıydı. Bu alışkanlıkları, bu köyün alış ev sahibinin alışkanlıkları d düşünebiliriz (başka bir ikil yapı o yer içindir. Diğer tar böyle bir yapı sadece o adaı yapı için o köyden birinin s benim için önemli bir değer "Bu binanın 'mühendis'i ser dedi, evet dedim. "Yapa yaj dam mı yaptımz?" dedi. Nr dedim. "Gelip gelip bakıyor evler gibi bir ev, bazen bakı evler gibi değil." Bu şekilde olan tam da burada yapmal kastettiğimiz şeydi. Belki o ı örülürken çok rahat değildiı başka şeyler vardı, fakat "iş çıktıkça, iyi ki zorlayıp, gör istediğim gibi bir şeye dönüı ustanın eline bırakmışım di) Egemen olabileceklerimle ta terk edebileceğim alanlar bu tanımlanmıştı. Tek aykırı şe havuz. Ona da dikkatle bak bir bostan havuzundan data olmadığı görülebilir. Bu tutı doğru ama başka bir konud olmayabilir. Deney biraz da oluşuyor.

    İHSAN BILGIN "Gelip gelip bakıyorum, gibi bir ev, bazen bakıyorun gibi değil." senin angajmanl bütün mimarlarm duymak iı yorum olmalı. Demin "Ross tam da böyle bir şeyi kasted Konuşmak istediğim bir kon duvarın sadece dışarıda deği ham haliyle bırakılması. Bil[ bu ne geleneksel, ne klasik u ev kurgusunda olan bir şey. yüzeyleri her zaman işlenmi? geçirilmiştir. Bu evin korum domestikliğiyle, kısacası "ev olmasıyla ilgili olmalı. Modc zaman zaman bazı duvarları bıraktıklarmda dahi, bunu t bir parçası olarak yaparlar; duvarlar ailesinin içinde seçt bırakarak bu karşıtlığın altını çizerler. Yani evlerin iç duvarlarmı bütünüyle işlenmemiş olarak bırakmak, en iddialı ontolojik alt-üst oluşların gündeme getirildiği erken Modernist zamanlarda bile pek karşımıza çıkmayan bir tercih.

    NEVZAT SAYIN Tercih, şöyle oluşuyor: Becerebildiğim kadarıyla bir duvarın dışı neyse, bütün katmanlarmm ve içinin de o olmasım istiyorum. Bu istek burada tam karşılığmı buluyor. Elli santimlik bir taş duvar var ve dışında ne görüyorsak, içinde de onu görüyoruz. Bir arkadaşım, evin içini gördüğünde "sokak gibi" demişti. Emre'nin de benim de duymak istediğimiz şeydi bu tanım. Başka bir konuda veya başka bir evde tam tersi bir yol da izlenebilir. Köyün içinde yapılmış yapılara baktığımızda, içinin sıvanmış ya da badana edilmiş olmasmm toprak harç kullanılıyor olmasıyla ilgisi var gibi geliyor. Toprak harç bir süre sonra dökülmeye başlıyor. Oysa derzleri kontrol edip, toprak harç kullanmayıp, boşlukları bırakmaymca bu zorunluluk da kalkıyor. Ve yine aynı konuya geliyoruz; herhangi bir şey, gerekmiyorsa, yapılmamalı. Hiçbir şey yapmasak bile aydmlık olması için içine beyaz bir badana yapılabilirdi belki ama güneşi zaten fazlasıyla alıyor.

    İHSAN BILGIN Işık sadece merkezden almdığma göre kenarlarm gölgede kalması istenmiş.

    NEVZAT SAYIN Aynen öyle. Çünkü alt katta bir taraf mutfağm olduğu yer, çok fazla güneş almaması daha iyi, diğer tarafta büyükçe bir çalışma masası var; diskler, plaklar, kasetler, her şey orada, biraz korumakta yarar var, onun için bu iki yan kuytuda kalıyor. Üst katta da bu bölümlerin üzerine gelen yerde yatma bölümleri var, çok ışıklı olması istenmeyen yerler. Bu yüzden yapı tam ortasmdan açılıp ışığı ve insanları içeri alıyor ve "klasik orantı nosyonu" da bu şekilde tezahür ediyor. Kullanılma biçimine bağlı olarak karar doğru diye düşünüyorum.

    İHSAN BILGIN Tabii. Zaten plan kurgusu da çok okunakh. Benim listemde Gön'ün ikinci etabında yapılan bina var; yani demin konuştuklarımızın arkasında yer alan beton bina. Burada ne prizma var, ne de benim barok veya manier diye adlandıracağım "görülmek" üzere tasarlanmış, hep kendisinin farkmda olduğu izlenimi veren cephe kurguları. Tasarım bütün iddiasmı adeta bir tek şeye, malzemeye ve yapım sürecine indirgiyor. Bir bakıma iddianm daha konsantre olduğunu, yoğunlaştığım gözlemleyebiliyoruz. Arsanın kenarları tarafmdan belirlenmiş, dolayısıyla saf olmayan bir geometri, sadece görülmek üzere tasarlandıkları izlenimi vermeyen cepheler, ancak buna karşı gücünü malzemeden, malzemenin saflığından alan bir ifade...

    NEVZAT SAYIN Böyle olmadığmı bildiğim halde böyle görünüyor olduğunu duymak çok hoşuma gidiyor. Birinci bölümün yapımı sırasmda en azından ana hatlarıyla konumu, nereye geleceği, nasıl olacağmın kararı verilmiş olan bir yapıydı ikinci fabrika yapısı. Dolayısıyla önceki yapılarla olan ilişkisi çok net. Bunu yaparken, birçok yapı yapmış olmanın getirdiği bir rahatlıkla, aslında hep yapmayı tercih edebileceğim bir şeyi yapmaya karar verdim. Gerçekten de öyle bir yapı yapacaktık ki; kaba yapı bitecekti, merdivenler, doğramalar gibi takılabilir elemanlar içine yerleştirilecekti ve yapı da bitmiş olacaktı. Artık -alışılmış anlamıyla- bitmemişlik duygusunu taşıyabileceği riskini de göze alarak bitmiş bir yapı oluşturabilirdik. Belki de bu yapı, "han" duygusuna en fazla yaklaştığımız yapıdır ve yanılmıyorsam Atilla Yücel'in han benzetmesi de zaten bu yapıyla ilgilidir. Artık iyiden iyiye tekleştirmenin üzerine gidilmiştir. Bu konuyu o kadar abarttık ki, kimin yapacağı meselesi gündeme geldiğinde şöyle bir adam tarif ettik, kalıbı, betonu, malzemeyi çok iyi tanıyacak ama bu güne kadar hiç "yapı" yapmamış olacak.

    İHSAN BILGIN Kötü alışkanlıkları olmayacak yani.

    NEVZAT SAYIN Tam olarak. Biz bu tanımı yaparken nasıl bir adam aradığımızı bilmiyorduk, ama sonunda çok doğru bir adam bulduk. Atatürk Barajı gövde betonlarmı, Hasdal Viyadüğü'nün ayaklarını "dökmüş", çeşitli tüneller yapmış bir inşaat mühendisi aday oldu yapmaya. Mühendislik yapılarmda hata payımn az olmasmm kaçımlmazlığı gibi bir alışkanlıktan geldiği için şantiyede metre, çekül, su terazisi, ip gibi şeyler yoktu, her şey aletlerle ölçüldü. Istediğimiz sonucu almakta baştaki kararm çok önemli bir etkisi oldu. Bunlar yapıma ilişkin olanlar. Diğer taraftan, arsanm sımrlarma uymak için yapılmış eğrisel bir duvarı olsa bile prizmatik yapı duygusunu taşıdığını düşünüyorum. Kuşkusuz düzgün bir dikdörtgen plan üzerine de oturtabilirdik yapıyı ama verili durum içinde kalmayı tercih ettik. Sınırlarımızı daralttık. Arsanın çarpıklığınm içinde kalarak da istediğimiz gibi bir yapı yapılabilir mi diye yeni bir sorun çıkardık. Aslında birinci aşamada yapılmış olan yapılar için taşıdığımız niyetlerin, daha "temiz" bir sonucudur diye düşünüyorum bu yapı için. Daha çok şey biliyorduk ve daha cesurduk.
    İHSAN BILGIN Kastettiğim optik iddiasmm ön planda olmaması, geri çekilmesi; başka tercihlerle diyaloga girerek kendini var etmesi. Herhangi bir sonuç başka tasarım kararlan aracılığı ile "ankre edildiğinde", doğrulandığında daha tamamlanmış oluyor. "Niye böyle?" sorusunu daha zor akla getiriyor.

    NEVZAT SAYIN Doğru. tnsan zaman içerisinde bu yolu kat ederken kendi içinde de bir takım şeylerini azaltarak gidiyor. Bir mimarm sekiz yıl önce yaptığı bir yapınm hemen yanına ikinci bir yapıyı yapıyor olması, olağanüstü bir fırsat diye düşünüyorum, birçok şeyi gözden geçirmek için. Başka bir yerde olsaydı bu kadar armdırılmış bir yapıya ulaşabilir miydim bilmiyorum. Öndekinin varlığı çok önemli bir veriydi. Yakm coğrafyanm içinde daha önce yaptıklarımızla artık biz de vardık ve
    başkalarının yaptıklarıyla kurduğumuz ilişkiyi kendi yapılarımızla da kurabiliyorduk.

    İHSAN BILGIN Senin işlerindeki iddianın hangi araçlar üzerinden, hangi aletler kullanılarak gerçekleştiğini anlamaya çalıştık. İşlerindeki yoğunlaşma kanallarını ayıklamayı, görünür kılmayı hedefledik. Peki bu iddialar, bu angajmanlar meşruiyetlerini nereden alıyorlar senin için? Yapı sektörü ve mimarlık birçok sorun kümesiyle yüzleşiyor 20. yüzyılda. Üstelik her dönemin yeni soruları, yeni paradigmaları, yeni sorun kümelerini de gündeme getiriyor, eskileriyle çapraz ilişkilere sokuyor. 20. yüzyıl mimarisinin motivasyonunu büyük oranda bu sorunlardan, bu sorularla yüzleşmekten, hesaplaşmaktan aldığmı biliyoruz. Türkiye'nin kendine özgü yapısınm bu karmaşıklığa yeni katmanlar eklediğini de söylemek yanlış olmaz sanırım. Böyle bir dünyada yaşayan bir mimar olarak, böyle bir dünyada Türkiye'de yaşayan bir mimar olarak iddialarınm meşruiyetini nerelerde görüyorsun?

    NEVZAT SAYIN Mimarlık eğitimi temelde hep yeni bir şey yapmak üzerine kuruludur, -en azından ben hep bunu duyarak yetiştim. Öyle bir şey yapacaksm ki, o güne kadaı yapılmamış olacak, öyle bir şey tasarlayacaksm ki bütünüyle orijinal olacak, daha öncekilere benzemeyecek gibi bir şeydi bu. Aslında eğitimi anlaml kılan, insanın zihinsel zorlanmalarmı da doruk noktasma çıkaran müthiş bir zorlama. Fakat zaman geçtikçe ve başka şeylerle ilgilenmeye başladıkça, sürekli bir kayıt silme ve sıfır noktasmdan başlama üzerine kurulu bir yerde yaşadığını fark ediyor insan. Bir şeyler siliniyor ve yepyeni olduğu iddia edilen bir duruma geçildiği söyleniyor, bu ya açıkça deklare ediliyor ya da niyet bu olduğu için sonuç böyle tezahür ediyor. Bu veriler zamanla tam öbür uca gitmen sağladı. Yani; yeni, orijinal, hiç yapılmamış bir şey yapmak yerine süreklilik içerisinde olmak daha önemli oldu.

    İHSAN BILGIN Ne anlamda? Kendi içindeki süreklilik mi?

    NEVZAT SAYIN Hayır, mimarlığm; bilebildiğimiz, kaydedebildiğimiz, örneklerini gördüğümüz mimarlığm kendi sürekliliğ içinde bir şey üretmek, alışkanlıklar içinden, yapılageldiği gibi yapmak, önemli olmaya başladı.




  4. #4
    mona

    binanın yerleşimi

    Nevzat Bey,
    Irmak Koleji'nde merak ettiğim bir konu, arazinin içinde binanın konumu. Tasarıma başlarken binanın önemli bir kritermiydi? Bina formu ve arazideki lokasyonu ile maksimum boş alan yaratmış durumda, çıkış noktanız bumuydu? Yoldan gelen gürültü, deniz, gün ışığı bu yerleşimi ve formu ne kadar etkiledi?

  5. #5
    rennie

    Mimari tasarımının arkasında sadece geometri mi olmalı?

    Nevzat Bey'in İhsan Bilgin ile yapmış olduğu söyleşide bir nokta özellikle dikkatimi çekti. İhsan Bilgin "Nevzat Sayın'ın mimarlığını" oluşturan iç dinamikleri çözmeye çalışan sorular sormasına rağmen tüm konuşma neredeyse prizma, kütle, parçalanma, birleşme, doku, kare vb. gibi geometri üzerinde gelişmiş. Benim sorum öncelikle hem fabrika binalarında, hem Irmak Kolejinde, hem de diğer yapılarında Nevzat Sayın'ın sadece geometriyi ve "göz"ü mü kıstas aldığı?

    Soruyu açmam gerekirse:
    Türkiye gibi bir ülkede fabrika yapıları, aynı mekanı kullanan ve gelir dengesizliği nedeni ile aralarında uçurumlar olan iki farklı kesime hitap eden yapılardır. Bu yüzden fabrika yapıları sadece fonksiyonel sorunlara cevap vermenin yanısıra sosyal sorunlarla da ister istemez ilişkilidir. Oysa Nevzat Bey, İhsan Bilgin ile yaptığı söyleşide, konuşmanın tüm eksenini geometri üzerinde tutmayı yeğlemiş gibi görünüyor.

    Aynı soru, Irmak Koleji'ne de yöneltilebilir. Özel bir okul olan Irmak Koleji, varlığı ile Türk eğitim sistemine, pedagojiye, çocuk psikolojisine bir takım göndermeler yapıyor mu? Ya da tasarımını etkileyen bir takım veriler bu fiziksel olmayan sosyal katmanlardan geldi mi?

    Özet olarak Nevzat Sayın'a sormak istediğim, bir yapı sadece geometrisi, yapım sistemleri ve malzemeleri ile mi vardır yoksa bunları kullanarak başka mesajlar da içermeli midir?

    Bir başka kafamı kurcalayan nokta daha var. 1926'da Basel'de, Hannes Mayer ve Hans Wittwer tarafından tasarlanan Peterschule, Irmak Koleji'nin bana çağrıştırdığı bir proje oldu. Mayer'in projelerini açıklaması tamamen fonksiyona dayalı: Tüm okul binası gün ışığı dikkate alınarak tasarlanmış. Dolayısı ile öğrencilerin oyun ve dinlenme terası yoğun bir yerleşim dokusu içinde güneşe daha yakın olabilmesi için binaya asılarak yükseğe alınmış. Irmak Koleji ile pek benzerlik göstermese de, Peterschule bence Irmak Koleji ile beraber okunması gereken bir proje. Irmak Koleji'nde Peterschule'deki gibi tasarımı etkileyen tamamen fonksiyona dayalı kriterler var mı?

  6. #6
    FLuXuS

    ?

    ...sizce 'zarf'ın zerafetimi daha önemli yoksa 'mektup' mu?


  7. #7
    sound
    mimarın tasarımını söze dönüştürmesi de bir tasarımı mıdır?

  8. #8
    doktor

    Ahşaba ilişkin

    Benim sorum direk malzemeye yönelik olacak. Irmak Koleji'ndeki, bu şekilde taşıyıcı olarak ahşap kullanımı türkiye'de belkide ilk. Fotoğraflardan anladıgım kadarı ile iyi işçilik ve kaliteli malzeme olarak görülüyor. Ahşap kullanımı önerildiğinde bu iki nedenden ötürü uzak durulur. Siz bu başarılı uygulamayı nasıl gerçekleştirdiniz? Yabancı kaynaklar etkili mi?

  9. #9
    aylin

    kuşlar!

    Selam,
    Biraz anti-mimari bir soru olacak ama merak ediyorum: Santiye bittikten sonra yuvalara kuslar gelmeye basladi mi? (Aciklama: Nevzat Bey, yanilmiyorsam Dogu cephesindeki bloklarin bazilarini, duvar orulurken ters cevirip koydurtmus, kuslar gelip yuva yapsin diye...Malzemeyi akla gelmeyecek bir yorumla kullanmayi, malzemeye insaniyet katmayi bu detayda gormustum. Santiye sirasinda kuslar gelmiyordu, ben gurultudendir diyordum; okul acildiktan sonra geldiler mi merak ediyorum!)
    Aylin (nam-i diger; primadonna)

  10. #10
    asli

    dergi mimarlığı

    nevzat bey,
    türkiye'deki mimarlık dergileri için ne düşünüyorsunuz?
    bir de bu dergileri ayakta tutan dergi mimarlığı için ne diyebilirsiniz? devamlı aynı kişilerin aynı gündem mimarları ile röportajlar yapıp,projeleri kendi bakış açıları ile yansıtmaları sağlıklı bir tartışma ortamının gerçekleştirilememesinde etkili olabilir mi? tabii bir de işin fotojenik kısmı var...

  11. #11
    publisher
    Merhaba Nevzat Bey;
    Atilla Bey (Yücel) sizin mimari tavrınızı irdelerden, içinde Irmak Okulu'nun da içinde yer aldığı bir kategori olduğunu varsayıyor ve ona göre bu kategoride yer alan tasarımlarınızdan bazıları Gön Fabrikaları, Beyaz Ev, Senan Dikili Evi gibi projeleriniz. Bunların kendi başına bağımsız varolan, geometrik kurgular olduğunu, bu kurguların arsaya doğal olarak kendi damgasını vurgulayarak onu başkalaştırdığını düşünüyor. İlk sorum siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bir tasarım kendi içindeki kurgusu ile üzerinde yer aldığı arsayı nasıl başkalaştırır? Böyle bir çabanız var mı bu tasarımlarınızda? Ve bir diğer sorum -yine Atilla Bey'in sizin mimarinizin açılımlarını yaparken kullandığı ifadelere dayanarak- ilk kategoride yer alan bu arkitektonik mantığa GÖN 2 ile başlayan, Pulver ve Banvit Fabrikalarıyla devam eden başka temaların da -birbirini saran mekanların ve kütlelerin birbirini tamamlayıcılığı gibi- eklenmesi söz konusu mu? Tüm bu ifadeler karşısında siz kendi içinizde izlediğiniz süreçte bu görüşlere katılıyor musunuz? Belli bir tasarım disiplinini benimsemekle birlikte, tasarım anlayışınızda ilerleyen zamanla birlikte daha özgürleşmeye doğru bir eğilim (ya da istek ) var mı?

    Türk Mimarlığı'nın son zamanlarda gelişimi hakkındaki görüşleriniz nedir? 1930'lardaki Modern çıkıştan sonra sizce kaldığı yerden ama zamana uygun olarak devam eden bir Türk Mimarlığı'ndan bahsedebilir miyiz bugün?

    Teşekkürler

  12. #12

    Gön

    Gön Deri birinci etap ile diğer etap arasında inanılmaz farklılıklar var.

    Sanki iki bina aynı mimarın elinden çıkmamış gibi duruyor.

    Neden olabilir sizce?

  13. #13
    ERDEM EMRE
    Bugüne kadar yaptığınız projeler sizi idealinizdeki mimari anlayış açısından yeteri kadar tatmin ettimi? Herşeyin yozlaştığı bir dünyada yaşıyor iken mimari geleceğimizi nasıl görüyorsunuz?

    Teşekkürler.....

  14. #14
    Nevzat Sayın

    Binanın arazi içindeki konumu

    Her zaman en önemli kritlerden biri (belki de en önemlisi) yapının arsa içindeki konumudur. Burada da öyle. Birkaç belirleyici var.
    1-Mevcut yapılar.
    2-Korunması gereken ağaçlar
    3-Marmara Denizi
    4-Cemil Topuzlu Caddesi

    Caddeye yakın olan bölüm oditoryum. Okul dışı kullanımlar için girişe en yakın konumda. Denize en yakın bölüm spor salonu. Yine okul dışı kullanımlar için ve yemekhane hemen yanındaki tenis kulubü tarafından kolaylıkla kullanılabilir. Her iki bölümün arasında ise derslikler ve laboratuarlar var.

    Bütün bu girdilerle, yoldan ve tenis kulubünden gelecek gürültüden derslikler korunabilirdi. Okul içindeki her birim açıldığı ortak mekan aracılığı ile Marmara Denizi'ne uzandı. Sabah ışığını alan ve diğer okul yapısına bakan kısımda derslikler, yoğun ağaç ve daha az ışık alan tarafta ise laboratuarlar var. Kısacası neredeyse kendiliğinden oluştu.


  15. #15
    publisher

    Talking

    Merhaba;
    Biliyorum sorum Irmakkolejine yönelik değil ama yazmadan edemeyeceğim sanırım ...Mies'in "Mimarlık Ruhun Savaş Alanıdır" sözü hakkında ne düşünüyorsunuz? Tasarımlarınızda her ne kadar dingin geometriler varsa da, bunların arkasında kendi iç dünyanızla hesaplaşmalarınız oluyor mu?...Oluyorsa, bu "savaş alanından" bu denli dingin geometriler nasıl kendini buluyor?....

    Biraz kişisel bir soru oldu sanırım ama yazmadım edemedim...

    Teşekkürler

Konu ile İlgili Bilgi

Users Browsing this Thread

1 adet kullanıcı bu konuyu ziyaret ediyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)

Konunun Etiketleri

Mesaj Yazma Hakları

  • Yeni mesaj gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap veremezsiniz
  • Mesajlara ek yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •