3 sayfanın 3. sayfası İlkİlk 123
37 sonuçtan 31 ila 37 arası gösteriliyor.

Konu: E. Arolat - A. Ataman - T. Korkmaz - N. Sayın - H. Tümertekin Diyalog'u Hakkında

  1. #31

    ... Örnek aklımda şekillenen örnek değilmiş...

    "Durun bir göz atayım devam ederim"

    diyerek yarım bıraktığım;...

    "kavrayış ve anlamakla" ilgili örnek aklımda şekillenen örnek değilmiş.

    Latife Tekin'in "Unutma Bahçesi", Oruç Aruoba'nın da "Doğançay'ın Çınarları" adlı yeni çıkan kitapları ile ilgili olarak, karşılıklı yazışmalarından oluşan ve yayınlanan, kısa diyalogdaki "kavrayış ve algılamakla" ilgili bölümün; yukarıdaki yazımda düşündüğüm örneğe TAM uymadığını, tekrar okuduğumda farkettim.


    -Latife Tekin:"...Durup baktım bu söylediğine; "Anlamlandıramadığın" bir şeyi, nasıl "hemen kavrayabildiğini" merak ettim, çınarların şiirini yazacağını mı sezmiştin o an, bundan öte bir şey mi?"

    -Oruç Aruoba: "Kavramak" ile "anlamak", hele "anlamlandırmak", çok farklı işler: Bir düşün: Birisi sana kızmış- "hemen kavrar"sın; yüzünün ifadesinden, bir lafından- ama "anla"mazsın, ne olmuştur da- hele niye, neden, niçin öyle olmuş; ancak çok sonra olayları, olanları yerli yerine koyup, "anlamlandırır"sın, olup biteni.


    İş başa düştü, biraz zorlayarak da olsa, ilk fırsatta bu noktadan hareketle yeniden tamamlayacağım yarım kalan sözümü .
    MK


    Alıntı Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş
    Tam da burada bu hafta çıkan HAYVAN DERGİSİ'nde Latife Tekin ve Oruç Aruoba'nın son çıkan, birbirlerinin kitapları hakkında karşılıklı diyaloglarındaki "kavrayış ve anlamakla" ilgili ilginç bölüm gözümün önüne geldi, ama aklıma gelmedi bir türlü.

    Durun bir göz atayım devam ederim
    En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 10-01-2005 17:24 Nedeni: ek
    Metin Karadağ
    12390

  2. #32

    Ne dersiniz?

    "Mimarlığı Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri"

    Sondan başa doğru bir tekrar bakışta sonuç olarak; "Teori ile Pratik" arasındaki TUTARSIZLIK aynı zaman kesitinde "Mimarlığı Kavrayışta" TUTARSIZLIKLA eşdeğer bir anlama varabiliyorsa; bu, "Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri"nin birbiriyle ilişkisindeki TUTARSIZLIKLA DA TUTARLIDIR diyemez miyiz?

    Deniz kıyısında, denizden yeni çıkan KAYGAN bir ahtapotu rahatça tutup taşıyabilmeniz için biraz kumlamanız gerekebilir.

    Yukarıdaki TUTARSIZLIK saptanmasını; "Mimarlığı Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri" ahtapotunun elden kaymaması için kum niyetine kullandım.

    "Ahtapot" Pantograf sitemin diğer/bağlı mafsal noktalarına dönelim.

    "Bilgi"yi, alana dair bütünlük olarak ele alıyorsak, "Görgü" de ister istemez "O Bilgi"ye ait yani bağımlı bilginin "DEMLENMİŞ" hali gibi görebilir miyiz?...

    Hangi alana ait olursa olsun SALT "Bilgi" tek başına ODUN YIĞINI olarak da iş görebilir...

    Bu kez "demlenmiş odun yığınının" sonuçta karşımıza ne gibi bir "Görgü" çıkaracağını bilemeyiz. (Bence bilmesek daha iyi)

    Ancak "Sezgi" bu kavram takımı içerisinde farklı bir yerde duruyor.

    Herhangibir mistifikasyon kolaycılığına sapmadan; "Sezgi"nin kavram alanına ilişkin an be an kesintisiz işleyen bir iç-dış, alt-üst öngörüler dizgesini tetiklediğini gözönüne alırsak...

    Sezgi, alana dair TUTARSIZLIKLARI ÖNCEDEN OKUMAYI başarıp kavram dizgesini her an yeniden yeniden orantılandırıp/ölçeklendirip sitemin TUTARLILIĞINI yetkin davranışla MİMARLIĞI KAVRAYIŞTA bir değer; yani "Teori ve Pratik" ilişkisinde TUTARLILIKTAN birinci derecede sorumlu kavram olarak alabiliriz.

    Ne dersiniz?
    En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 18-01-2005 18:07 Nedeni: Gözden kaçan bir virgül
    Metin Karadağ
    12390

  3. #33

    Sayıklamaya

    devam

    "Mimarlığı Kavrayışta," algılayışta bir farkındalıktan yani "Sezgi"den sözedilecekse; ya da tam tersi olsun: "farkına varmak" bir kavrayışa yol açacaksa; sözkonusu "değişkenlerin" tek tek ya da tümünün bir bütün olarak hissedilmesi algılanması gerekecektir.

    Farkına varılmamış/ya da farkına varmayan/ bir "Mimarlığı Kavrayış"ın, "Teori ve Pratik" ilişkisine/ilişkisizliğine dair bir sözü olabilir mi?

    Alana dair yığılmış "Bilgi"den; o "Bilgi"nin "farkına varmaksızın/SEZMEKSİZİN" bir "Görgü" edinebilmek olanaklı mı?

    "Herşey unutulduktan sonra geriye kalan..."ı KÜLTÜR kılan da "Sezgi" değil mi?

    Öyle görünüyor ki "Mimarlığı Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri"nde tüm eksenleri boylu boyunca an be an izleyen tetikleyen/hayat veren "Sezgi" her tekrarda kendini de gözden geçiriyor ve GEREKTİĞİNDE REDDEDİYORSA varlığını bir KÜLTÜR tanımı ile ödüllendirir...
    En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 19-01-2005 14:21 Nedeni: Şimdi bu "neden?" sorunuzu düşersek geriye: 4N+1K kalmıyor mu?
    Metin Karadağ
    12390

  4. #34

    "Peşin Satan, Veresiye Satan"

    Eskiden mahalle bakkallarında olurdu, en son Kadıköy Yeldeğirmeni'ndeki kasap dükkanında görmüştüm. Ortadan kayboldu. Daha sonra "nostalji" ürünleri satan dükkanlara görür oldum.

    Birinde pırıl pırıl işyerinde koltuğa kurumla kurulmuş, şiş göbekli, omuzları geriye doğru kaykılmış adam ve içinden para taşan kasası: "Peşin Satan..."; diğeri pis ve perişan görünümlü işyerinde, neredeyse bir deri bir kemik orada durduğuna da pişman adam ve içinde fare gezen kasasıyla: "Veresiye Satan..."

    Bazı işyerlerinde de ayrıca "bereket duası" olurdu. Şimdide vardır biryerlerde bana denk gelmiyor.

    Lafı böyle uzatıp "atta"ya çıkarmamın nedeni bir soru ile esas konuyu deşmek.

    Doktorların da bir bereket duası var mıdır?

    Tamam hipokrat yeminleri var da, ayrıca bereket duaları olabilir mi?

    Niye yok ki doğuştan "Veresiye Satan" meslekler grubuna mı dahil yani, doktorlar?

    Yani her sabah tükkanı açarken gani gani hastalıklar dileyip ondan sonra akşama kadar hastalıklardan sapır sapır dökülen insanların gürül gürül akan paralarıyla "Peşin Satan" seviyesine varmak fena mı?

    Madem şu Hipokrat Yemini işi bozuyor o halde ona yüklenelim biraz da.

    Yeryüzünden tüm hastalıkların yok olmasını dilemek, aynı zamanda doktorların da kendilerine iş düşmemesi nedeniyle ortadan kalkmasını dilemektir.

    Bu dilek, süregiden hastalıklara karşı mücadele eden doktorların etik duruş ve davranış gereklerini dile getiren "Hipokrat Yemini"nin de ortadan kalmasını gerekli kılmaz mı?

    Bir tek dilekle zincirleme olarak yeryüzünden tüm insanlığın sağlık sorununu çözdüğümüze göre konumuza dönebiliriz.

    Geçmişten bugüne, ilgi alanında en temel ihtiyaç noktasından başlayıp en sonuncu üst ihtiyaca kadar yanıt vermek üzere, kendi adı altında bütünlüklü sürekli bir duruş ve davranış alışkanlığına sahip "Mimarlığı" KAVRAYIŞ konusunda bu kez bir başka mesleğin gazeteciliğin alet çantasını yürütüp yani "5n + 1k"sını kullanarak devam edelim.

    "1k" : KİM?

    yani "Mimarlığı Kavrayışta"

    a) Mimar olmayanlar, b) Mimar/lar şık sorusuna yanıt vermek.

    (a) şıkını seçersek yukarıdaki /varsayım/dileğimizde olduğu gibi doktorlar için ortaya çıkan durum mimarlar içinde geçerli hale gelecektir. Çünkü "bu alanda" herkes kendi ihtiyacını görüp gidereceği için Mimarlık bir uzmanlık ihtiyacı alanı olarak ortaya çıkıp varolamayacak... Ve "Üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı..." dan (L.W.) ötürü sussup oturacağız

    Demek ki (b) şıkkı olmalı: yani "Mimarlığı Kavrayışta" esas özne Mimar (ve tabii kendini öyle hisseden herkes...) ...

    "Mimarlığı Kavrayışta" konusunu "varlık sorunu" olarak kabul edecek zat/kişi/ler.

    Hımmmm, bu konu çok düşündürücü...

    Geriye kalan 5N'e sonra devam ederiz...

    Ne?; Neden?; Nerede?; Niçin?; Nasıl?
    En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 19-01-2005 13:59 Nedeni: Bir tane "ü" harfi fazlaydı... Sadece bir arkadaşa bakıp çıkıcam, yaa:)
    Metin Karadağ
    12390

  5. #35

    Labirent

    Karikatürlerin vazgeçilmezidir neredeyse; karışık koridorlardan oluşan bir labirentin bir ucunda peynir, diğer ucunda fare. Ve tabii deney sonuçlarını yukarıdan inceleyen önlüklü bilim adamları.

    Fare için peynir kolay bir avdır. Çünkü peynirin keskin kokusunun geldiği yön, gidilecek hedeftir aynı zamanda. Süre tutulur deneyler tekrar edilir. Neyse ne sonuca vardıklarını bilemeyiz. Ama peynir mideye inmiştir.

    Ancak burada farkındalık ötesi bir yaratıcı girişim; farenin bulunduğu noktada "havaya zıplayarak" peyniri daha yola koyulmadan önce görmeye çalışmasında yatıyor.

    Daha da ötesi farenin, kendisini izleyen bilim adamlarının yüzüne bakarak peynirin türünü de sezmesi, sanki peyniri oraya kendisi koymuş gibi öngörüde bulunması varsayılabilir.

    22 Ocak 2005 Cumartesi günlü,(Sayı: 931) Cumhuriyet Gazetesi eki Bilim Teknik Dergisi'nde Mithat İdemen'in (Prof. Dr. TÜBA Şeref Üyesi, Işık Üniversitesi Mühendislik Fakültesi) güzel damıtılmış "Özel Rölativite Teorisinin Yüzüncü Yılı" başlıklı yazısında özetle: bu alanda çalışan çağdaşları ve öncekiler teorilerinde ısrarla "eter" kavramını kullanırlarken A. Einstein işe "eter" kavramını hesaplarında "0" olarak alıp, yani yok sayarak bulduğu sonuçlara 1905 yılında "Annalen der Physik" dergisinde yayınlanan o yüzyılın en ünlü makalesinde yer vermiş.

    Sezgi ve buna sıkı sıkıya bağlı "yaratıcı bir zıplayış" ve yüzyılı yerinden sallayan bir sonuca götürmüş Einstein'i.

    Ancak aynı "eter"i yaratıcı bu buluştan sonrada ihmal etmeye devam etmesi; ileri sürdüğü Delta Katsayısını kendi ayağına dolamış. Bu nedenle Kuantum Fiziği alanında Planc Sabiti geçerli olarak kabul edilegelmiş bugüne kadar...

    Neyse konuya dönersek bu "dış ve uç" örnekte görüldüğü gibi birbirine çok yakınken (Lorentz, Poincare ve Einstein) çok farklı sonuçlara varıyor oluşundan dolayı; aynı BİLGİ aynı GÖRGÜ aynı ALANDA "sezgi farkı" nedeniyle çok farklı kavrayış alan ve katmanlarına yol açabilmektedir...

    Şu peynirin tadına bir daha bakabilir miyiz?
    En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 24-01-2005 00:22 Nedeni: Bi arkadaşa bakıp çıkıcam:)
    Metin Karadağ
    12390

  6. #36

    Sayın Y.O.D.A. Kapalı mısınız!?

    Hmmm, Sayın y.o.d.a. sürekli pazar durumunda demek...

    Alıntı Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş
    Anlayamadım biraz açar mısınız?
    En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 27-01-2005 12:34 Nedeni: Ek..
    Metin Karadağ
    12390

  7. #37

    Geriye kalan 5N

    Konuyu SEZGİ gibi göreli bir kavrama doğru sürüklediğimizde biraz daha soluklanma/tartışma alanı çıkabilir diyerek kurcalamaya devam etmek istiyorum.

    Çünkü "Mimarlığı Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri" kavram/lar paket/ler/inde "en sonda" yer alan "sezgi" çözücü özelliğe sahip bir "solüsyon" gibi duruyor.

    Sayın İhsan Bilgin'in

    http://www.arkitera.com/forum/showthread.php?t=3811

    sayfasındaki yazısının sonunda duran;

    Bu kadar argümanın üzerine bir de mistik açılımları olan “sezgi”ye girip sözü yormayalım. Uygun bir yerden açılırsa onu da konu etmenin ufuk açıcı olacağını düşünüyorum...

    cümlesinde olduğu gibi özellikle "mistik açılımlardan kaçınarak" SEZGİ üzerinden birçok kez daha konuşmamız/düşünmemiz/tartışmamız gerektiğini bende düşünüyorum.

    Neden derseniz, her ne kadar görelilik nedeniyle burada sözkonusu edilen kavramların bileşkesi kayar gezer yani akar yani jöle ya da bulutsu bir keyfiyetler denizi oluşturuyorsa da yine de mekanik olmayan ama mantık açısından zorlamayan başat ögelerle bir yeniden/süreğen okuma yapılabilir.

    Bulutsuluktan ya da görelilikten biraz olsun uzaklaşıp dönemsel bazı saptamalarda bulunmak; dönemsel ya da anlık bile olsa geriye kalan 5N konusunda saptamalarda bulunmak, hafıza kaybını önlemek veya geciktirmek ya da iletişim kazalarını önlemek konusunda bir katkı sağlayabilir.

    Örnek:
    Eklenmiş İmajlar Eklenmiş İmajlar  
    Metin Karadağ
    12390

Konu ile İlgili Bilgi

Users Browsing this Thread

1 adet kullanıcı bu konuyu ziyaret ediyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)

Mesaj Yazma Hakları

  • Yeni mesaj gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap veremezsiniz
  • Mesajlara ek yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •