7 sayfanın 2. sayfası İlkİlk 1234567 SonuncuSonuncu
95 sonuçtan 16 ila 30 arası gösteriliyor.

Konu: Emre Arolat

  1. #16
    publisher

    Tasarım disiplinine dair...

    Tasarımlarınızda belli bir disiplin olduğu gözlemleniyor. Kütleler son derece tanımlı, ucu açık bırakılmış, belirsiz, tanımlanmaktan uzak bir mimari bileşen ya da ifadelere yer vermeyen, ayakları yere "sağlam basan" bir duruşları var. Bu çerçevede merak ettiğim: Mekan kurgusu, yapım sistemleri ve malzeme tercihlerine nasıl yaklaştığınız? Tasarımda ve uygulamada kimi alışıldık tercihleri zorlamayı, yeni öneriler getirmeyi mi benimsiyorsunuz; yoksa bu rasyonel tavrınız içinde eldeki mevcut verilerle en optimum olan çözümü mü arıyorsunuz? Örneğin mekanı kurgularken kimi bildik öğelerin, kavramların dönüşümleri var mı; yoksa bu kurgular da öznenin günlük yaşamında tanışık olduğu tercihler mi? Ya da yapım sistemleri, malzeme kullanımında alışık olduğumuz tercihlerin dışına çıkan tasarımlarınız oluyor mu?….Yoksa kimi sınırlar içinde de yeni stratejiler geliştirerek, zor olanı mı alt etmeye çalışıyorsunuz? -ki, kanımca bu da ayrı bir başarı ve performans gerektiriyor. Başarılı mimari her zaman sınırların ötesinde değil, kimi zaman sınırlar içinde kalarak da kendini gösterebilir diye düşünüyorum açıkçası…-

  2. #17
    publisher

    Mimarlar ve kalemleri....

    Bir diğer sorumsa: profilinizde yer alan bir yazıda mimarlığa bakışınız Derrida-Eisenman ilişkisinden yola çıkarak aktarılmaya çalışılıyor ve buradan Rorty'nin pragmatizmine göndermeler yapılıyor. Burada özellikle Rorty'nin, mimarlığa dair daha temel yanıtlar verilmesi gerektiği ve felsefeden medet umulmaması gerektiği yolunda görüşlere şiddetle katılmakla birlikte, bu yazıyı okuduktan sonra aklıma takılan soru şu oldu: Farklı coğrafyada uğraş veren bir mimarı ve tavrını açıklamak için bizi kalkıp da Batıdaki söylemlere başvurmaya iten etkenler nedir?…Neden uygulamalarıyla öne çıkan mimarlarımızı bile, mekanlarını çözümleyerek, tekniğini kavramaya çalışarak vs. anlamak yerine başka alanlara baş vurarak tanımlamaya çalışıyoruz?…Nitekim kimi zaman İngilizce olan, birçoğu Türkçe'ye çevrildiğinde, okunup kavranması zor olan kimi kavramları barındıran metinler çıkıyor karşımıza .Kuşkusuz, bu görüşüm, o yazının kendisine dair eleştirel bir duruş değil asla. Bir çoğumuz aynı çemberin içindeyiz. Buradaki sorum ve beni rahatsız kılan nokta: o yazıyı okuduktan sonra elimdeki "yapıbozum ve pragmatizm" adlı kitaba gittim ilk anda. Nitekim burada Rorty ve Derrida'nın karşılıklı görüşleri yer alıyordu. Ancak sonra bir şey beni durdurdu. Arolat mimarlığını anlamak için Rorty'nin pragmatizmini mi kavramalıydım?…Buna verdiğim yanıt hayır olunca kitabı bıraktım. Mimarlarımızı, tavırlarını anlayabilmek için elbette kuramsal açılımlara ihtiyacımız var. Ancak akademisyenler kadar, bu alana uygulamanın içinden gelen insanların da girmesi gerektiğini, kendi düşüncelerini, diğer meslektaşlarının tavrını açıklamak için biraz daha kaleme sarılmaları gerektiği konusunda ne düşünüyorsunuz?

  3. #18
    publisher

    Tasarım ve ölçek...

    Tasarımda farklı ölçekler arasında çalışmaya dair ifadenizde;
    "Bir şeyden bir adet yapmakla 120 adet yapmak arasında bazı noktalarda hiçbir fark yoktur" diyorsunuz. Bu bazı noktalar nelerdir sizin için?…

  4. #19
    publisher

    Metropol ve taşra...

    Metropol ile taşra dediğimiz daha küçük, belli konvansiyonları olan, metropole göre daha az çözülmüş yerleşim birimlerinde tasarım yapmak arasında kimi farklılıklar olduğunu düşünebiliriz sanırım. Siz de söyleşinizde Gazipaşa'da bir projenizden bahsediyorsunuz. Sonucunu sizin de merak ettiğinizi belirttiğiniz bu tasarımın ait olduğu bağlama karşı duruşu, yorumlayışı nasıl gerçekleşecek ya da gerçekleşiyor?….

  5. #20
    publisher

    Tasarımda detay...

    Beni düşündüren ve bir parça da rahatsız eden bir konu var: Yayınların bir çoğunda mimarların projelerini görüyoruz. Ancak nedense bir çoğunda bu görsellerin kenar süsü gibi kaldığını düşünmüyor da değilim çoğu zaman. Projelere dair birkaç bilgisayarda yapılmış nitelikli çizimler, sunuşlar, etkileyici fotoğraflar var…Ancak ben o projelerin çoğunun mekan kurgusunu, bunun cepheye olan etkisini, ait olduğu çevreyi, mimarın o projesi için ürettiği varsa özel sistem detaylarını da merak ediyor, bilmek istiyorum…En çok da son dönem mimarlarımızın detay konusuna nasıl yaklaştıklarını…kendilerine özgü detay dili olup olmadığını…Sizin tasarım süreciniz nasıl işliyor?…Büyük ölçekten başlayıp, noktalara mı bir gidiş var?…Yoksa her ikisi de eş zamanlı mı işliyor?…Detay konusunda ne gibi yeni arayışlara gidiyorsunuz? Örneğin Kalamışta'ki binanızın cam açıklıkları için arabaların kayar kapı mantığından esinlenmeniz dikkat çekici. Bu tür "esinlenmenizden" bir kaç örnek verebilir misiniz?…

  6. #21
    publisher

    İnternet ve iletişim...

    Bir Türk olarak oralara (Merkez ülkeleri kastediyorsunuz anladığım kadarıyla) çağrılıyor olmayı hedefliyorum diyorsunuz. Ama onların kolay kabulleneceği bir Türk gibi değil galiba diye de ekliyorsunuz…Dışardan bir izleyici olarak bizim de en büyük temennimiz, kayda değer çalışmalarıyla öne çıkan mimarlarımızı, tasarımcılarımızı artık farklı platformlarda görmek…Çünkü bu konuda pek eksiğimiz olmadığına inanıyorum. Ancak bir eksikliğimiz, acaba mimarlığımızı Merkez ülkelere aktaracak iletişim kanallarımızın yavaş işlemesi olabilir mi?…Örneğin bugün evrensel anlamda hitap edebilecek, İngilizce bir mimarlık dergimiz bile yok açıkçası…Yurtdışındaki bir kaç fuar ve kuruma gittiğimde, elimdeki yayınları ilgililere aktardığımda dergilere ne yazık ki dilini anlamadıkları için boş gözlerle bakıyorlardı biraz da…İran'da yayınlanan "Iranian Architecture" dergisinin bile 12 sayfa İngilizce bölümünü gördüğünüzde bunu daha çok düşünüyorsunuz…Ve düşünüyorum: Ben İranlıların dergisine dilini nasıl ki anlamadan bakıyorsam ve pek bilgi alamıyorsam, Batı'daki biri de bizim kimi çalışmalarımıza bir anlamda öyle bakıyor...Merak ettiğim nokta şu: Bu konuda internet sitenizin ne gibi faydaları oluyor?…Basılı yayın araçlarının yetersiz kaldığı noktalarda, bu siteler tanıtımda sınırları gevşetme adına ne denli etkili olabiliyor?….

  7. #22
    publisher

    Genç mimarlar...

    Geçenlerde Gökhan Bey (Avcıoğlu) ile bir görüşmede merak edip sormuştum: Kendisiyle çalışan ve zamanla kendi dilini ortaya koyarak, çıkışını yapabilecek arkadaşların henüz olup olmadığını…Var demişti umutla…Onlar da bir kaç yıl içinde kendilerini ortaya koyacaklar demişti…Sizin de birlikte çalıştığınız, kendi dilini ortaya koymasında bugün ya da ileride destek vereceğiniz arkadaşlarınız var mı?…Çünkü yetenekli pek çok genç insanın kendini ortaya çıkarabilmesi, gördükleri destekle de çok ilgili….Tepe'nin düzenlediği genç mimarlar sergisi anlamlıydı mesela. Acaba diye düşünüyorum: Bu tür sergileri daha genç yaştaki arkadaşlar için de ilerde belli periyotlarla düzenleyebilir miyiz?…Böyle bir potansiyel sizce daha genç bir kitle için söz konusu mu?…

    Teşekkürler....

  8. #23
    rennie
    Özellikle İstanbul'da müthiş bir yatırım plansızlığı görüyoruz. Kozyatağı bölgesi iş merkezleri, Zincirlikuyu'daki Tatlıcı Towers ve benzeri pek çok büyük yapı yıllar boyu şantiye halinde duruyor ya da tamamlandıktan sonra camlarına Kiralık-Satılık yazıları ile aylarca müşteri bekliyorlar.

    Hem 9 Palmiye hem Kalamis Residence bitirilmelerine rağmen hala tam olarak kullanılmıyorlar sanırım. (yanlışım varsa düzeltin lütfen) Özellikle Kalamış Residence durduğu yerde boş yere eskiyen, kullanılmayan bir bina gibi görünüyor. Bunun sebebi nedir? Daha çok malsahibini ilgilendiren bir soru ancak sizin de ne düşündüğünüzü öğrenmek isteyebilir Arkitera ziyaretçileri.

  9. #24
    FLuXuS

    ?

    ...sizce modern-lik nedir ?
    Eklenmiş İmajlar Eklenmiş İmajlar  

  10. #25
    mona

    Bodrum Kervansaray

    Emre Bey,

    Bodrum'da Kervansaray tatil sitesine Bodrum'da bulunduğum süre içinde çevresindeki yollardan bir çok açıdan baktım, ve topografyaya oturuşunu ve mimarisini gerçekten beğeniyorum, ancak aklıma takılan iki nokta var:

    Tatil sitesinin ortasındaki kütle. Bu kütle Bodrum'un mimari karakteri içinde ölçek olarak çok büyük duruyor, tatil sitesinin bütünüyle de yabancı kalıyor sanki. Merak ettiğim, tasarım aşamasında maket veya CAD çizimleri ile bütün yerleşimi birlikte düşünmüş olduğunuzu göz önüne alırsak, bu kütlenin formu çevresindeki binalarla birlikte mi çıktı, yoksa inşaat sırasında arazi veya diğer etkenler yüzünden ilk tasarımı değişti mi?

    Tatil sitesinin girişinde kolonların üzeri ayna ile kaplanmış, bu seçimdeki kriterinizi merak ediyorum?

  11. #26
    Emre Arolat

    blur

    Aksay projesi, aynı zamanda taşıyıcı olan dış kabuğun, kaplamasız, boyasız ve “iyi eskiyen” bir dış yüzey oluşturmasını öngörüyordu. İç yüzeyde ise “sıradan olmama” gibi bir kaygı içermeyen, neredeyse anonim bir ofis sisteminin kabullenilmesini, tasarımın bütünü açısından bir “yenilgi” olarak görmedik.

    Yapının iç yüzeylerinde de dış yüzeyinin “biçimsel” sonucunu elde etmek, ancak çift yüzeyli ve ortasında yalıtım katmanını içeren, yapım yöntemi ve teknolojik yönden çok daha “incelmiş” bir sistemi zorunlu kılardı ki bu zorunluluk o tasarımın ana ilkeleri ile ters düşerdi.

    Bu yapı, betonun bir dış malzeme olarak kullanılması için gereken ölçüde bir teknolojik derinlik içerdi. Ama tam da bu kadarını. Daha fazlasını değil. Bu gerçeği, “tercihler” platformu üzerinden irdelemek yerine, bu örnek üzerinden, düşünceyi ekonomik verilerin belirlemiş olduğu bir çerçevenin içinde ele almak, ortam adına önemli bir fırsat yaratabilir. Böylece, beyhude bir çaba içinde olma tehlikesinden de kurtulmak olanaklı. “Kapital”in öngördüğü ve çok net bir biçimde tariflediği bu çerçevenin mimarlık dünyası tarafından da fark edildiği gün, biçim üzerinden, malzeme üzerinden ve dahası izlenimler üzerinden yapı okumak da, tasarlamak da geçerliliğini yitirmeye yüz tutacak. Bunun önemli bir kazanım olduğunu ve biz istesek de istemesek de bir gün başımıza geleceğini düşünüyorum.

    Bu arada, Aksay Denizcilik gibi sükunet içinde bir yapının hem de yapım sırasında fark edilerek sizin tarafınızdan gezilmesi de benim açımdan üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu. En azından küçük bir azınlık tarafından bu denli izleniyor olmak, hem ilginç hem sevindirici hem de bir yönüyle epey ürkütücü doğrusu...

  12. #27
    Emre Arolat

    mona

    Tanyeli bu yazıda, ikinci kuşak mimar olmanın zorluklarının dışında, kolaylıklarını ve faydalarını da vurguluyor.

    Tahmin edersiniz ki sorunuzun içindeki ikilemle sık sık yüzleşmek durumunda kalıyorum. Dahası bu sorunun tek cevabı olabileceğini de düşünmüyorum. Kanımca mimarlık, birçok meslekte olmadığı kadar uzun soluklu olması gereken bir uğraş. Bu sürecin başlangıç bölümlerinde, -belki ilk 5,10 yıl- mimar ailenin, yeni başlayan mimar için olumlu katkılarının olması daha büyük bir olasılıkken; ilerleyen dönemlerde, kuşak farkının getirdiği farklı düşünceler, yaklaşımlar ve yöntemler, olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.

    Kendi adıma, henüz evrensel ölçütlerde aklımdaki başarıyı yakalamış bir mimar olduğumu söyleyemem. 38 yaşındayım ve onbeş yıldır yüzlerce projenin tasarımında rol aldım. Onlarca da yapı gerçekleştirdim. Buna karşın halen yolun başında olduğumu hissediyorum. Birinci kuşakla zaman zaman barışık ve uzlaşık, kimi zaman da çatışık bir yol tuttuk. Belki de bu çatışık dönemler, benim inatla, hırsla daha da çok çalıştığım, deyim yerindeyse kendimi yırttığım zeminleri hazırladı. Zaman zaman da çatışmanın doğurduğu gerginlik, bir boşvermişlik, bıkkınlık ve genç yaşta gereksiz bir yorgunluk yarattı.

    Böyle bir durumda iki seçeneğiniz vardır:
    1- Çeker gidersiniz.
    2- Kendi mimarlık kimliğinizi oluşturur ve bunu savaş aletiniz olarak kullanırsınız.
    Hala, herşeye karşın 2. yol bana daha doğru görünüyor. Genellikle çatışık olsak da...

    Umarım bunlarla sorunuz cevaplanmıştır.

  13. #28
    Emre Arolat

    arasburak

    Sevgili Aras Burak,

    Seni hiç tanımıyorum ama rahatlıkla söyleyebilirim ki, son dönemde beni mimarlık mesleğinin Türkiye’deki geleceği adına, en çok heyecanlandıran ve ümitlendiren insansın. Arkadaşlarınla birlikte tabii. Son yıllarda gerek proje atölyesi yürütücüsü olarak gerekse jürilerde çeşitli okullarda öğrencilerle birlikte oluyorum. Birkaç ayrıcalık dışında, en büyük sıkıntı öğrencilerin yaptıkları işten keyif almamaları ve hiç heyecan duymamaları yönünde.

    Sizler harikasınız, sakın bu heyecanınızı kaybetmeyin. Belpelis City muhteşem bir “Case Study” bence. Gerçek entelektüel bir toplumun sizin gibi sıkı sıyrıklara gereksinimi var. Hangi mesleği seçerseniz seçin, çok başarılı olacağınızdan kuşkum yok. Hangi liseden olduğunuzu merak ettim doğrusu. Lütfen eğitimde, yolda, şurada burada sizi bu doğru ve heyecanlı çizginizden alıkoymak isteyenlere kulak asmayın. Örneğin İpek, “Nesteren Cafe’nin alt katından bahçeye doğru taşan bar, üst kat planında niye görünmüyor?” diye soran benim gibi”şartlanmış” ihtilal çocuklarına, “Yukarıdan öyle görünüyor” cevabını anında yapıştırabilmeli.

    Arkadaşlar, ben lisede öğrenciyken yani sizlerin yaşındayken, bu ülkede gece 24.00’den sonra sokağa çıkma yasağı vardı. O saate kadar da bir yerden başka bir yere gitmek istediğinizde yollarda defalarca durdurulur ve aranırdınız! Hayatım boyunca unutmayacağım, bir akşam kız arkadaşımla kalabalık bir caddede el ele dolaşırken bizi askerler durdurdu. Beni karakola, arkadaşımı da hastaneye bekaret kontrolüne götürdüler. Arkadaşımın babası karakola geldiğinde utancımızdan yerin dibine geçmiştik. Kavruk, pısırık ve depolitize bir gençlik olmamız istendi. Otorite bizi hep bu yöne doğru sürükledi. Sağlam, kişilikli bireyler olma çabamız her daim kösteklendi.

    O günlerden beri, 20 yıl geçti aradan ve bu ülkede çok şey değişti. Şimdi siz aynı yaşlarda, sanal bir platformda, Belpelis City’i yaratıyorsunuz. Ellerinize, beyninize sağlık. Bu arada “Designer”ların “retro” kokulu fotoğrafları tek kelime ile muhteşem!

    Lütfen değişmeyin, ama çok önemli bir konuyu da atlamayın. Çok çok çok okuyun, okudukça okuyun, şimdiden okuyun ki zaman kazanın. Birkaç yabancı dili, özellikle ingilizceyi çok ama çok iyi öğrenin. Bugün mimarlık okullarındaki öğrencilerin çok büyük bir çoğunluğu hiç okumuyor. Hiç de izlemiyor. Orta yerdeki mimarların da yarısından fazlasının hiç okumadığından adım gibi eminim.

    Gelelim Aras’ın sorularına :
    -Evet, kendimi Pritzker’i alırken hayal ettim, etmeye de devam ediyorum. Sonuna kadar da edeceğim.
    -“Mimar Emre Arolat” olmadan önce, sırasıyla bakkallık, şoförlük, pilotluk ve otomobil yarışçılığı hayallerim vardı. Otomobil işi ciddi bir biçimde içimde kalmıştır.
    -Hayallerim, engeller ve bizim ülkemiz ile ilgili benim deneyimlerim dahi henüz 38 yaşında olmama karşın çok eski. Yukarıda yazdığım olumsuzlukların çok büyük bir bölümü, bugün masal gibi. Hiçbir mazeretiniz olamaz, bizlerden çok daha yükseklere dikmelisiniz bayrağı. Sizler daha demokratik ve daha yenilikçi bir platformda dans eden yepyeni bir kuşaksınız. Haydi gayret!

  14. #29
    Emre Arolat

    mithat

    Reşit’in pantalonları iyidir zaten. 7-8 şeye dikkat ettiği belli oluyor. Şimdi biraz zayıflıyor, daha da iyi duracak üzerinde...

    “Tasarlarken Üzerinde Durulması Gerekenler” diye bir listemiz yok doğrusu. Belki çok alışıldık bir cevap olacak ama, konu, yer, sorunlar, program ve bağlam hiçbir tasarım için aynı değil. Bu durumda da böyle “komprime” bir ilaçtan söz edemeyiz.

  15. #30
    Emre Arolat

    nedim

    Tüm proje ve yapım tarifleri, çok ayrıntılı bir biçimde hazır. Arazi hazır, belediye onayı hazır, biz de
    hazırız.

    Ancak yapı henüz uygulanmıyor. Bekliyoruz ! KRİZZZ !

Konu ile İlgili Bilgi

Users Browsing this Thread

1 adet kullanıcı bu konuyu ziyaret ediyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)

Konunun Etiketleri

Mesaj Yazma Hakları

  • Yeni mesaj gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap veremezsiniz
  • Mesajlara ek yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •