7 sayfanın 7. sayfası İlkİlk 1234567
95 sonuçtan 91 ila 95 arası gösteriliyor.

Konu: Emre Arolat

  1. #91
    ninlil
    Gerçekten Ulucami - Kozahan - Atatürk Caddesi arasında kalan ufak meydanın altına yapılan W.C'lerin havalandırma bacasının, havuzun ortasından yükseldiğini duyan irkiliyor..
    Fakat, dikkatinizi çekerim, göreni değil...duyanı! çünkü gayet iyi gizlenmiş bir hava bacası!
    Ayrıca bu "ULucami Meydanı Kentsel Tasarımı" Emre Arolat'a ait değil. Neşet Arolat, Şaziment Arolat'a ait.

    Alıntı Orijinal metin archerchitect tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
    Hiç ;şehrin ortasında ,insanların önünde fotoğraf çektirdiği bir wc havalandırması gördünüz mü?Ben gördüm.Bursa da belediye binasının önünde , Ulucaminin yanında Bursa'nın en önemli caddesi Atatürk caddesinin önünde Ulucami'nin tuvaletlerinin havalandırma bacası.Üstelik süs filan da yok ,brüt beton.Sevgili Emre Arolat'ın çözümü olan proje beni de yanından her geçtiğimde gülümsetiyor.'' Bence bir mimar;...'' diye girmeyeceğim fakat mimarın kelime anlamının karşılıklarından birini taşıyor Emre Arolat.

    Çekebilirsem fotoğrafını yollarım.

    Saygılar...

  2. #92
    EAA-Emre Arolat Architects'in Yeni Ortakları...

    Sezer Bahtiyar ve Kerem Piker'i tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.

    EAA gerek mimarlık üretimi ile gerekse yönetim tarafında hepimize örnek olacak çalışmaları ivmelenerek devam ettiriyor. Umarım hiç durmazsınız Başarılar...

    2004 yılında Emre Arolat ve Gonca Paşolar tarafından kurulan EAA-Emre Arolat Architects 2008 yılında Şaziment ve Neşet Arolat'ın da katılımıyla farklı mimarlık kuşaklarının deneyimlerinin harmanlandığı bir mimarlik ofisi haline geldi. Alışıldık yönetim piramidinin hayli dışında, daha amorf, elastik ve geçirgen bir ofis yapılanmasına sahip olan EAA-Emre Arolat Architects'te bu yapının gittikçe gelişmesi ve paylaşılabilir olması için kısa süre önce yeni bir adım daha atıldı. Uzun süredir kurum bünyesinde Proje Sorumlusu Mimar olarak çalışan Sezer Bahtiyar ve Kerem Piker, EAA-Emre Arolat Architects'in en yeni ve genç ortakları arasına katıldı.

    Sezer Bahtiyar
    1972 Bulgaristan'da doğdu.

    1993 Lisans eğitimini İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde tamamladıktan sonra Yılmaz Sanlı Mimarlık Ofisi'nde çalışmaya başladı.

    1995 DS Mimarlık Ofisi'nde çalışmaya başlayan Sezer, 1997 Yüksek lisans eğitimini İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde tamamladı. M&N Butler Mimarlar ofisinde çalışmaya başladı.

    2003 Londra'da Randle Siddeley Landscape and Urban Design ofisinde çalışma hayatına devam eden Bahtiyar Sezer, 2005 EAA - Emre Arolat Architects ekibine katıldı.

    2009 EAA-Emre Arolat Architects'e ortak oldu.

    Kerem Piker
    1978 Ankara'da doğdu.

    2001 Lisans derecesini İTÜ-İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi'nde aldı.

    2004 Yüksek lisans derecesini TUDelft-Delft Teknoloji Üniversitesi, Mimarlık ve Kentsel Teori Departmanı'ndan "In-between Metro/polis" başlıklı bitirme teziyle aldı. EAA-Emre Arolat Architects'de çalışmaya başladı. Aralarında Yorum Ajans Yönetim Merkezi, Santral İstanbul Kültür ve Eğitim Merkezi Kampüsü, Arkienal Uluslararası İstanbul Mimarlık Bienali Alanı, Bursa Dericiler Bölgesi Kentsel Dönüşüm Projesi, Tekfen Kağıthane Ofisleri, Sinpaş Ecotown ve Maslak No.1 Ofis Kulesi'nin de bulunduğu pek çok projede tasarımcı mimar ve proje sorumlusu olarak görev aldı.

    2005 Tasarımını yaptığı "Emre Arolat, Yapılar & Projeler" kitabı Literatür tarafından yayınlandı.

    2006 Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde açılan Emre Arolat Architects "...nazaran," sergisinin tanıtım kitabını tasarladı.

    2007 YEM tarafından yayınlanan "Dalaman Kitabı"nın konsept ve grafik tasarımını yaptı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Lisans Programı'na Emre Arolat ile proje yürütücüsü olarak katıldı.

    2008 "...nazaran" sergisinin dijital versiyonu, İtalya'nın Turin kentinde, UIA 2008 bünyesinde açılan "7 Tepeden 7 Mimar" sergisinde yer aldı.

    2009 Tekfen Kağıthane Ofisleri projesi, MIPIM Architectural Review Future Project Awards tarafından "Perakende ve Rekreasyon Yapıları" kategorisinde "Commended" ödülüne layık görüldü. "...nazaran" sergisinin dijital versiyonu Berlin'deki Deutsches Architektur Zentrum'da (DAZ) açılan "7 Tepeden 7 Mimar" sergisinde yer aldı. EAA-Emre Arolat Architects'e ortak oldu.

  3. #93
    Radikal'den Erkan Aktuğ Emre Arolat ile bir söyleşi gerçekleştirmiş.

    Bizim anladığımız mimarlık elitist bir iş değil. Mimar dediğin etrafı düzenlemekle uğraşmalıdır. Biz hep açığız kamusal projelere. Hiçbir bedel beklemeden gönülden yapıyoruz. Ona rağmen pek kapımız çalınmıyor
    diyen Arolat'ın söyleşisinin tamamı "Mimarlık elitist bir iş değil"adresinde.


  4. #94
    Ali Şimşek'in Sanat Atak'ta yayınlanan yazısı.
    http://www.sanatatak.com/view/Tasarim-ve-Suc/598


    "Kenti insanların elinden çalan; soylulaştırılmış binalarıyla yoksulları kent merkezlerinden kovan, retro, neşeli ve oyuncu tasarımlarıyla bugünün mimarları neler yapıyorlar?"


    Bana göre, kentsel talanın istisnasız en göze batan örneği, Mecidiyeköy'de, Ali Sami Yen Stadyumu’nun alanında yükselen Quasar adındaki binalar takımıdır. Binaların, plazaların ve E-5 viyadüklerinin arasında, yeşile ve kamusal alana en uygun alanlardan biri olarak bölgedeki nefes alınabilecek tek hücre, toplumun ¬A+ olarak adlandırılan üst sınıflarına konut olarak tahsis edilmiş bulunuyor. Böylece, stadyum gibi kamusal bir alanın yerine yine kamusal bir çözüm düşünmek gerekirken; yeşile uygun tek alan yine üst sınıflara kaymış oluyor. Bu duruma pes dememek elde değil. Belki haberiniz vardır; geçtiğimiz günlerde basına yansıyan haberlere göre, bu inşaat faaliyeti iptal edilme olasılığıyla karşı karşıya.


    Quasar, aynı zamanda, mimarlığın son dönemde parlayan yıldızı Emre Arolat'ın imzasını taşıyordu. İstanbul hızla betonlaşırken, rant üstüne rant savaşı verilirken, birçok önemli projede bu mimarın adını görmek bizleri artık şaşırtmıyor. Zincirlikuyu'daki devasa Zorlu Center da yine aynı mimara ait. Son yılların en star mimarı kuşkusuz o. En son minimalist tavrıyla büyük ilgi gören, hatta Cüneyt Özdemir'e göre “ateistlere bile iki rekat kıldıracak zen huzuru” olan Sancaktar Camii’yle Dünya Mimarlık ödüllerinden birini daha kapmış oldu. Ağa Han Ödülü’nü de alan Arolat’ın Minicity Model Parkı projesi, 2005 yılında, Mies van der Rohe Avrupa Ödülleri kapsamında seçilmiş projeler arasında yer almıştı. Arolat, 2004 yılında "Proje" dalında, 2002 yılında "Yapı" ve "Proje" dallarında, 1992 yılında da "Yapı" dalında olmak üzere toplam 4 adet Ulusal Mimarlık Ödülü, 2000 yılında ise Tepe Mimarlık Kültürü Vakfı'nın "Mimarlıkta Yeni Arayışlar Ödülü"nü kazanmıştı.


    Akla şu soru gelmiyor değil: Kentin elden gitmesi, sermayenin bu alanı yutmaya çalışması ve Gezi’yle ortaya çıkan kentsel direniş tartışılırken; örneğin Emre Arolat gibi yaratıcı mimarlar neden tartışılmıyor? Bana göre, bu kent elimizden alınırken Arolat'ın yaratıcı çizgileri bir dönem için iyi bir belge olacaktır. Bu mimarlar hiç mi tartışılmayacak? Girişim özgürlüğü ya da işin sahibi başkaydı mazeretiyle savuşturulacaklar mı?


    Kent, büyük bir hızla kamusal olandan çalınıp, sermayenin boyunduruğuna girerken tuhaftır ki mimarlığın kendisini tartışmıyoruz bile. Özellikle de TMMOB'un bu ülkedeki nadir siyasal odaklardan biri olduğu, hatta bazen bir siyasal partiden bile daha etkili olduğu bir dönemde, mimarlığın kendisini tartışmak sadece meslek yayınlarının çerçevesinde kalıyor. Beton, rant, soylulaştırma ve AKP ilişkisi, mimarlığı tekrar düşünmek için bizlere acil sinyaller veriyor. 1830'lu yıllardan itibaren içine girdiğimiz ve bir dalga olarak “sanatta modernizm” dediğimiz dönemin, bir tarafıyla mimariyi tartışarak ivmelendiğini unutmayalım. Ortalığı rokokonun ve art nouveaunun dekadans estetiğinin kapladığı bir dönemde Adolf Loos gibi mimarlar, “Suç ve Bezeme” [Ornament and Crime] manifestosuyla süse savaş açıp; akılcı, kamusal, kolay ve seri üretilebilir bir mimarlığı öneriyorlardı. Saray ve imparatorlukların kıvrımlı, yaldızlı ve şaşaalı saraylarına karşı, sade, minimalist ve kullanılabilir binalar tasarlıyorlardı. Loos'un süs ve bezemeyi suçla ilişkilendirmesi, çöküş içindeki aristokrasi ve krallıklara karşı sosyalist ütopyacı bir ton taşıyordu. Yine modern mimarinin babalarından Le Corbusier’nin, evi bir makine gibi ele alıp, sade küplerle büyük sosyal konutlar düşündüğü dönemdeki kaygısı da önemli ölçüde toplumsaldı. Ondan Ludwig Mies van der Rohe'ye, “az çoktur” büyük bir inşaa faaliyetinin sloganına dönüşmüş, sıfırdan kentler tasarlamıştı. Genelde modern mimariden postmodern mimariye geçişteki temel fark, devletten şirkete kayış olarak görülür. Birinci ve İkinci Dünya Savaş’ından sonra mimarlığı, devletlerin büyük seferberlikleri ve sosyal konut ihtiyacı belirlerken; 1980'den sonra şirketlerin belirlediği önemli bir dönüşümden söz ediyoruz. Tam da aynı aralıkta Le Corbusier mimarisinin despotluğu ve sıkıcılığı üzerine yoğunlaşan literatürü de bu anlamda düşünmek gerekiyor. 1990'lı yıllarda küresel şirketlerin merkezleri Gehry'nin kıvrımlı ve buruşuk, Zaha Hadid'in akıcı ve transparan tasarımlarıyla cilalanırken, modern mimarlar tu kaka ediliyor; eski Sovyet toplu konutlarıyla güncel sanatta tiye alınıyorlardı. Evet 1960'ların sonunda itibaren Venturi'nin “Las Vegas'tan Öğrenmek” önerisiyle postmodern mimarlık oyunu, neşeyi, süsü, işlevsizliği mimariye buyur etmeyi tekrar öğrendi. Le Corbusier'den Oscar Niemeyer'e birçok öncü mimar, bugün sıkıcı, rutin ve kübik görünseler de paylaşımcı ve kamusal tasarımlarıyla kamusal bir mimariyi gözetiyorlardı. Ya bugünün mimarisi? Kenti insanların elinden çalan; soylulaştırılmış binalarıyla yoksulları kent merkezlerinden kovan, retro, neşeli ve oyuncu tasarımlarıyla bugünün mimarları neler yapıyorlar?


    Tasarım ve Suç adlı kitabında Hal Foster, neo-liberalizmin tasarıma nasıl eklemlendiğini; hatta dev bir tasarımcı sınıf yarattığını –Loos'un makalesine atıfla –sarsıcı bir şekilde gösteriyordu. Geçmişin eşitlikçi minimalizmi, bugün seçkin tınılar taşıyan bir tasarım suçuna dönüşmüştü.


    Ben Mecidiyeköy'den Zincirlikuyu'ya giderken hep bu suçu düşünüyorum. Size de tavsiye ederim; çünkü başka bir mimarlık mutlaka gelecektir.

  5. #95
    bi 15 yıl kadar gecikmişim :ı

Konu ile İlgili Bilgi

Users Browsing this Thread

2 adet kullanıcı bu konuyu ziyaret ediyor. (0 üye ve 2 ziyaretçi)

Konunun Etiketleri

Mesaj Yazma Hakları

  • Yeni mesaj gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap veremezsiniz
  • Mesajlara ek yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •