9 sayfanın 4. sayfası İlkİlk 123456789 SonuncuSonuncu
121 sonuçtan 46 ila 60 arası gösteriliyor.

Konu: Gökhan Avcıoğlu

  1. #46
    Gökhan Avcıoğlu

    İHSANT

    Başka hiç bir meslekte yaparak ilerleyemezsiniz mimarlık gibi... Hem sizin hem toplumun ihtiyacı var bu deneye... İnsanı baz alarak ondan daha büyük ve kayıtsız kalınamayacak kadar büyük (bu bir kulübe bile olsa) bir şey inşa ediyorsunuz. Bunun kalitesi sizin en önemli piarınız olur. Peki ilk yapıya nerden geleceğiz? Eğer ilk işe doğrudan kavuşamıyorsanız size henüz ısmarlanmamış konularda öneri yapın, çizin, düşünün, yazın.. mutlaka yakalayacaksınız. Türkiye benim yabancı meslektaşlarımı hayrete düşürecek kadar yapı ihtiyacı duyuyor, ve yapılıyor da. Sorun; kaliteli yapı yapılamıyor, bilgi akışı olmuyor.. daha proje safhasında roller, iş sıraları, ele alışlar problemli.. bunları bilirseniz veçözüm önerileriniz varsa öncelikle size ayrılan bütçeleri yönetmeye (bu sizin için verilecek ücret de olabilir..) belki o yapının şimdilik bir bölümünü üstlenmeye, bazı eşyaların tasarımını üstlenmeye, kısacası pazarlıklarla bir yere gelebilirsiniz. Sorun; size ihtiyaç duyulup duyulmadığıdır.. ya da siz kendinizi bir ihtiyaç haline getirebilirsiniz. Eğer bunu şiddetle istiyorsanız bir yol da bulabilirsiniz, bir yerden başlıyabilirsiniz gaza birden basmadan, adım adım..

  2. #47
    Gökhan Avcıoğlu

    NEDİM

    1. Mimarlar odası kanunlarca da gerekliliği onaylanmış bir kurum. Ancak kanunların işlemediği bir ülkede mimarın gerekliliğini anlatmanın yollarını bulmalıyız. Bugüne kadar oda politikaları uzlaşmasız, kırgın ve sertbir tarzda oldu.. Sorunları kavrayamadı ve tasarımın, mimarın önemini anlatamadı. Kanunların arkasına sığındı ve görevde olanların politik görüşlerinde sürdürdü. “Bu konuda odanın görüşü nedir” sorusuna oda tarafından verilen cevaplar benim sizin görüşlerinizi yansıtmıyor.. mimarlar nasıl görüş verirler.. yaparak.. yapmamız engelleniyorsa bize ihtiyaç yok demektir. Önce ihtiyaç olduğumuzu anlatabilmeliyiz, bu nasıl olacak, halkımızla birlikte yaparak, yapma kurallarını birlikte keşfederek ve bilgileri paylaşarak...

    2. Başkanlık için doğru bir isim değilim, şimdilik.. hiç düşünmedim.. ama mimarinin ve mimarın önemini anlatma kapsamında farklı komisyonlarla idealize etme ve deneyleme üzerine çalışmalar yapardım ve yönetimin diğer görevlerini başkan yardımcılarına bırakır kendime yeni bir saha açardım. Özellikle başka ülkelerdeki meslektaşlarımın Türkiye’de yapı yapma olanağını sağlar, Türk meslektaşlarımla işbirliği yapmalarını, bilgi alışverişini sağlardım. Ütopik öneriler geliştirseler bile.. çünkü proje öngörü demektir. Bazen gerçekleşmeyen projeler üzerinde de çalışmak, simulasyon yaratmak “ne kadar ve nasıl” yapmamızı geliştirir.

    3. Önce soruda anlaşalım. Gökkafes bir süreç.. tümüyle bunu kastediyorsanız yanlış bir soru.. Eğer ısmarlama biçimi açısından diyorsanız böyle şehir açısından stratejik konuların önce program açısından, sonra da gerekliliği açısından tartışılması gerekir derim... Eğer referandumda kamu yapılmasını uygun görürse, ikinci olarak bu tür projelerin uluslararası yarışmalarla elde edilmesi gerekir derim.. Zaten bu kadarı bile yapılıp yapılmamasını, yapılacaksa da bugünkünden daha farklı olacağı söylenebilir... böylece mimarını da kamu vicdanı, kendi vicdanı açısından korur. Önü açılacak, yaptığı öneriyi daha sağlıklı gerçekleştirecektir. Gökkafes mimarının bile savunmadığı bir durumda inşa edildi. Ayrıca o olmasa başkasına ısmarlanacaktı.. gabari, oranlar, kullanım hakları, belediye, imar tarafından belirliydi.. O olmadan da buna benzer bir şey olacaktı bu koşullarda... Sorduğunuz soruya şimdi cevap verirsem ben koşullara bakıp yapıp yapmadığıma karar veriyorum derim. En azından uzlaşabilecek bir yer var mı diye.. her zaman mesele bu duygumuzu mimari ve onu meydana getirecek koşullarda neler ilave edeceğiz bunu bulmakta Gökkafesin başlangıç ve süreci koşulları bana uymuyor..

    4.Victor Hugo 15. yüzyılda matbaanın bulunmasıyla mimarlığın öldüğünü yazmıştı. Kitabı mimarlığın önüne koydu. Ancak onun iddia ettiği yıllarda doğuda farklı bir şekilde mimarlık sürüyordu çünkü matbaa oralara gelmemişti. Mimarlık doğu, islam toplumlarında farklı merhalelerden geçti. Batıyla etkileşerek etkileşmeyerek bir çok düzlemde… Aga Khan Vakfı batıyla doğu arasında bu etkileşim iletişim, sosyal, kültürel yönleri araştıran bir kurum. Diyebilirim ki bu yüzyılın en önemli vakıflarından biri. Ödüller tabi ki dikkat çekiyor eğer tek tek ürünlere bakarsanız bu dediğimin anlaşılması çok zor ama bütününde son derece gerekli ve giderekte önem kazanıyor. Ödüllere adayların seçiminde yapanın, yaptıranın ya da mimarının müslüman olması gibi ayrımcı bir seçim var. Bu seçimin sebeplerini iyi anlatması lazım. İslami politikalarla karıştırılıyor çünkü.

    Oysa mükemmel bir arşiv oluşturuyorlar. Benim de çeşitli projelerim nomine edildi. Çok yerinde sorularla (bazıları sıkı tartışmalı) ve araştırmayla işe başlıyorlar.. son değerlendirmede jüri üyelerinin yapıları görmeden değerlendirme yapmasında ciddi bir sıkıntı var. Bunu yapıyı görmeye gönderilen teknik bir raportör vasıtasıyla onun izlenimleri çerçevesinde yapıyorlar... Jüri üyelerinin hatta ödül verdikleri binaları sonradan görmeleri bile zaman, imkan, mesafe gibi nedenlerden mümkün değil. Bu da inandırıcılığını bir ölçüde sarsıyor. Tek şans kazanamayan yapı tekrar nomine edilebiliyor. Ben ayrımcılığı ve değerlendirmedeki son noktalama bölümünü kendi yaklaşımlarıma uygun görmüyorum ama bugüne kadar olan çalışmalarını ve çabalarını yürekten destekliyorum. Konusu mimarlık çünkü… Çerçevesinin genişlemesi hakkında düşüncem, gerçekleşmemiş projelerin de farklı bir katagori olarak değerlendirilmesi olacak. Çünkü geliştirmek için onlara ihtiyacımız var. Doğu toplumlarının batıya nazaran ciddi eksiklerinden biride bu… önerilere açık olmaması ve daha az öneri yapması..

  3. #48
    Gökhan Avcıoğlu

    CİN ÇOCUK

    Sorularınız çok sıkıcı ve adeta kompozisyon ödevi gibi...
    1. Kendi eleştirimi inşa ederek yapıyorum... Hay allah yine yerçekimi olasılıkları üstün geldi, bu da öteki binama benzedi, yeni bir detay geliştirdik ya da geliştiremedik, bu kadar çalıştık yarışmayı kazanamadık çünkü yine yarıştık bu jüri üyelerini bile bile...
    2. Bana yapılan eleştiriler birlikte iş yaptığım benim saygı duyduğum birinden ya da kurumdan geliyorsa can kulağıyla dinliyor, dikkate alıyorum, değilse dinlemiyorum.. Eleştiri kaynağının saygımı kazanmış olması önemli.. bu olumlu bir eleştiri bile olsa..
    3. Bu herhalde inceleme konusu benim işim değil...
    4. Bunu ben değil zaman ortaya çıkaracak. Mimarlık uzmanlarının ve tarihçilerin işi. Benim işim yapmak.
    5. Bu da dördüncü sorunun cevabını içeriyor.

  4. #49
    Gökhan Avcıoğlu

    KÜRE

    1. İşte mimarlığın çevresinde dolanmayan, özüne ait gerçek bir soru: M. Heidegger diyorki inşa etmek ve düşünmek, ikisi de kendi açılarından oturma yeri için kaçınılmaz ve sınırları belirlenemez ögelerdir. Bunun dışında, ikisi de birbirini dinleyeceği yerde, öyle uzun zaman kendi işlerine daldı ki, ne biri ne öbürü oturma yerine erişebildi. Oysa inşa etmek olsun, düşünmek olsun, ikisi de oturma yerinin bir parçası olduğunda, kendi sınırlarının içinde kaldığında ve beraberce uzun bir deneyim ve aralıksız bir uygulamanın elinden çıktığını bildiğinde, birbirini dinleyebilir.
    2. Mimarlık Ofisimiz değişik konular üzerinde çalışmalarını sürdürür. Proje alma ya da elde etme biçimleri de farklılık gösterir. Her ne olursa olsun son zamanlarda giderek kendimizi farklı bir teste tabi tutuyoruz. Yaptığımız bir tasarım yada projeyi yada bir yapıyı masaya yatırıp bakıyoruz. Henüz yüzdeyüz bir başarı elde edemedik ama oto kontrol kurmak için deneysel bir yaklaşım oluşturuyor.
    Global ısınma hakkında yeterince bilgiye sahip değiliz. Önemli ölçüde son yüzyılın, hızlı ilerlemenin yan enfeksiyonu olabilir. Çevremizde tasarlanmış bir dolu nesne yada yapı daha üretim aşamasında bir çok sorun ve yan enfeksiyon yaratıyor.
    İçinde bulunduğumuz sektör ekonomileri de çalışma hayatını da ayakta tutan sektörlerden biri olduğu için hantal ve değişimleri kolay kabul edecek bir yapıda görünmüyor.
    Mimarlar genel olarak kendilerine talep olarak sunulan programları sorgulamadan hareket ediyorlar. Daha çok arsa üzerinde duruş,görüntü ile ilgili daraltılmış alanda ve yanlış yönde aranan ekonomik olmanın kısır döngüsü içinde çalışmayı kabul ediyorlar...
    Oysa tartışma daha geniş bir düzlemde sürdürülmeli, genişletilmeli.
    Bizler müşterilerimizin kişisel isteklerine, global, güncel, şehirsel, ekolojik yeni bakış açıları, yeni hazlar ve coşkular getiren yeni yaklaşımlar eklemeliyiz.
    Tasarımı bir prestij yada ikna aracı olarak değil iletişim için kullanmalıyız.
    Bazen yakın çevremize bazende dünyanın öbür ucunda yaşayan, dünyayı paylaştığımız insanlara ulaşmak, duygularımızı, yaklaşımlarımızı, ortak sorunlara çözüm önerilerimizi paylaşmak için...
    Hepimiz çok karmaşık tekniklerle ve sonsuz bilginin ve bizi etkileyen soyut kişisel yaklaşımların sonucunda tasarım yaptığımız profesyonel bir iş ortamındayız. Alışkanlıklarımızı birden topyekün değiştirmek çok kolay değil.
    Ekte oluşturmaya başladığımız bir liste var. Bu listenin yeni eklenecek maddelere ihtiyacı var.
    Bizler bu listeyi daha çok gün ışığını kullanmayı, kendi enerjilerini sağlıyabilen yapılara sahip olmayı, doğru temellere oturtulmuş ekonomileri, ekolojik ortamları sağlıyabilecek tasarımlar için bir başlangıç olarak görüyoruz.

    YENİ YÜZYIL’DA EKOLOJİK YAKLAŞIM ALIŞKANLIĞI EDİNME;
    EKOLOJİK VE TELAFİ EDİCİ YAKLAŞIMLAR (RESTITUTION – Telafi)

    DAVRANIŞ
    Tembellik Laziness_ çoğu buluş ve tasarım bu itkiyle yapılmıştır.
    Yavaşlık Slowness_ fren sistemleri geliştirilmeden daha yüksek hıza ulaşılamaz
    nasıl duracağını bilmeden hızlanamazsınız
    Dayanıklılık Durability

    PROJELENDİRME, DETAYLANDIRMA Arsada mevcut verileri kullanma, arsadaki taş-kaya potansiyeli,
    Toprak potansiyeli
    Eski yapıyı olabildiğince koruma, yeniden kullanma
    Eski sahiplerinden kalıntılar_parçalar ve nesneleri kullanma
    Yer altı kaynakları
    Yağmur suyunu kullanma
    Az metrekareye daha çok hacim ve fonksiyon (Less Place,More Space Together with Multifunction)
    İklim verilerini dikkate alma
    Tipolojileri sorgulama
    Mekanlar tasarlarken girilebilme kabiliyetlerinden çok çıkılabilme kabiliyetlerine bakma
    Strüktür çözümlerinde taşıyanın taşınandan hafif olma özelliğine sadık ve araştırır olma sökülebilir, taşınabilir, yeniden kullanılabilir özellikler katma
    Sustainability
    Hafiflik, detayları ve malzeme çeşitliliğini azaltma eksiltme
    Gün ışığını ısı etkilerini göz önünde tutarak maximum kullanma
    Alternatif enerjileri kullanma
    Yapının işletme maliyetlerini azaltıcı önerilerle proje hazırlama

    MATARYEL
    Dayanıklılık
    Geri dönüşümlülük
    Mümkünse yanmazlık
    Hafiflik
    Kanserojen olmama
    Su etkilerine dayanıklılık
    Keyifli yaşlanma
    Sökülebilirlik
    Modülarite
    Doğallık
    Firelerinin(artıklarının) değerlendirilmesi
    Materyallerin fabrika ortamında az enerji kullanılarak üretilmiş olması
    Doğal kaynakları tahrip etmeden yapılmış olması
    Çevre kirliliği yaratmadan üretilmiş olması
    Çocuk işçi çalıştırılmadan üretilmiş olması


    The Ecology Commerce’de Pal Hawken’in de açıkça söylediği gibi; “Doğal, günlük iş akışını ve hayatın daha güzel bir dünya yaratacağı bir ticaret sistemi düşünmeli ve sonra tasarlamalıyız.”


    2000’in sonbaharında Adbusters ve altı tasarım dergisi First Things First (ilk önce öncelikler) 2000’i yayınladı. 1964’te orjinali yayınlanan manifestonun güncelleştirilmiş hali olan FTF 2000, tasarım enerjisinin amaçsız bir tüketimi fazlasıyla destekleyip, giderek daha karmaşık ve kırılgan bir hal alan günümüz dünyasını insanları anlatmakta yetersiz kaldığını savunuyor. 33 tanınmış tasarımcı tarafından imzalanan duyuruya, şimdiye kadar yüzlerce isim daha eklendi.........

    First Things First 1964
    Biz aşağıda imzası bulunan grafik tasarımcılar, fotoğrafçılar ve öğrenciler, reklamcılığın teknik ve araçlarının, yeteneklerimizi kullanmak için en kazançlı, etkili ve arzu edilir alan olarak sunulduğu bir dünyada yetiştirildik. Bu inancı destekleyen, yetenek ve hayal güçlerini kedi maması, mide ilacı, deterjan, saç bakım ürünleri, çizgili diş macunu, traş sonrası losyonu, traş öncesi losyonu, zayıflama rejimleri, şişmanlama rejimleri, deodorant, maden suyu, sigara vs. Satmak için kullananların işlerinin takdir gördüğü yayınların bombardımanına uğradık. Reklam sektöründe çalışanlar, ulusal refahımıza az ya da hiçbir katkısı olmayan birtakım amaçlar uğruna, fazlasıyla zaman ve enerji harcıyorlar. Tüketim dalgasının kuru gürültüden ibaret sesi, toplumda sayısı giderek artan insanlara olduğu kadar bizleri de bir doyma noktasına getirdi. Uğruna yetenek ve tecrübemizi kullanabileceğimiz daha değerli amaçlar olduğuna inanıyoruz; sokak ve binalar için işaretler, kitap ve süreli yayınlar, kataloglar, kullanım kılavuzları, endüstriyel fotoğraflar, eğitim araçları, filmler, televizyon programları, bilimsel ve endüstriyel yayınlar gibi, ticaretimizi, eğitim düzeyimizi, kültürümüzü ve dünya görüşümüzü geliştirmeye yönelik diğer alanlar. Tüketici reklamlarının ortadan kalkmasını savunmuyoruz. Böyle bir şey tatbik edilemez. Hayatı zevkli kılan yönlerinden de arındırmak istemiyoruz. Önerimiz, iletişimin daha yararlı ve kalıcı biçimleri lehine önceliklerimizi yeniden sıralamak. Umudumuz, toplumumuzun tüccarlardan, statü satıcılarından ve kandırılmaktan sıkılıp, bizim yeteneklerimizi daha anlamlı amaçlar uğruna kullanması. Bütün bunlar ışığında, tecrübe ve fikirlerimizi paylaşmayı teklif ediyor, meslektaşlarımızın, öğrencilerin ve ilgili herkezin kullanımına sunuyoruz.

  5. #50
    Gökhan Avcıoğlu

    DEMO

    birincisi: mimarlık eğitimi için dört yıl çok kısa. İki yıl daha sürmesi gerekiyor. Bu süreç staj için kullanmalı..
    İkincisi: farklı ülkelerden yabancı öğretim üyesi sayısı,en az Türk üyeler kadar olmalı.
    Üçüncüsü: öğretim üyeleriprofesyonel proje yapabilmeli ve okulda proje stüdyoları olmalı.
    Dördüncüsü: dünyanın her yerinden serbest iş yapan mimarlar sürekli açık derslere davet edilmeli..
    Beşincisi: okulun sürekli deneysel binalar yapabilecek bütçesi olmalı ve kamusal projeleri yönlendirmeli. Bunlar için yarışmalar düzenleyebilmeli ve seçimler yapabilmeli.
    Altıncısı: diğer uluslararası üniversitelerle öğrenciler arası yaz ve kış sürekli exchange programlar düzenlenmeli.
    Yedincisi: mühendislik dersleri ve sayısı arttırılmalı..
    Sekizincisi: Çağdaş sanat zorunlu ders listesinde olmalı........ liste devam ediyor ama bu kadarı bile gerekli farkı yapacaktır.

  6. #51
    Gökhan Avcıoğlu

    BİROL ERTEKİN

    1. Sorunuza sıkılıncaya kadar demek geliyor içimden .Düşünün tiyatro, performans, müzik gibi işler de kalıcı değil ancak kayıt gibi sanal ortamlarda kalıcı oluyorlar.. bende kaydederim o zaman.. ... hem bizim ki daha kolay, zaten statik... peki bu tür sanatlarla uğraşanlar ne yapsın.. ”yok olmaya mahkum” işler daha kalıcılar ve daha geçiciler için iyi bir deney alanı oluyor... bütün expo’lar da yapılar, işleri bitince sökülüyor... sökülebilmeye ve kolay kurulabilmeye yönelik çalışmalar son derece yararlıdır... Göçebeler çok iyi detaylar geliştirmişlerdir.... İşlerin süresinden ziyade ne ifade ettiği ve neye yaradığı önemlidir.

    Bu ihtimal olamaz. Çünkü o projeden daha öncede (Bursa Ticaret Merkezi Projesinde) bu tür öneriler yaptı ofisim... bu bir kollektif bilinç. Askerlikteki kamuflaj tekniklerinden, bunkerlerin inşasına, oradan da sadece bu tür önerilerle hareket eden mimari gruplara (illa bariz isim vermek gerekirse city grubuna ve Emilio Ambasz’ın ve çalışmalarına) bakmanız yeterli olur. 1995 yılında AR+D (1996 yılı 83.sayı) yayınlanan bir ropörtaj yapmıştık bu konuda.. ekolojik-mimarlık yaklaşımlarının hemen tamamında bu tür önermeler vardır. Balkona bir saksı koymakla ağaç dikmek arasında bir fark yoktur. Daha mimarcası ötekisi o kadar...

  7. #52
    Kika

    Cool Gökhan Avcioglu

    Gökhan bey,

    1. Okullarda verilen mimarlik egitiminin yeterli oldugunu düsünüyor musunuz? Sizin de mimarlik derslerine girdiginiz bilgisini edindim. Bir uygulama örnegi bile bulunmayan yüzlerce ''hoca''mizin bizleri yetistirmesi ne derece dogrudur? Bu sistem sizce degistirilebilir mi?

    2. Türkiye ve yurtdisinda en begendiginiz yapi-lar hangileridir? Neden?

    3. Ilham periniz var mi? Kendinizi hic verimsiz hissettiginiz zamanlar oluyor mu?

    4. Gökhan Avcioglu mimar ve birey olarak kimdir?

    5. Istanbul'da mimari acidan neleri degistirmek isterdiniz? Neden?

    6. Beyoglu gibi Istanbul'un kalbi olan bir semtte, tabelalarin durumuna ne gibi bir yorum getirebilirsiniz? thanks!

  8. #53
    Gökhan Avcıoğlu

    DUYGU

    Kurumların sosyal ve kültürel yapıya katkılarını sağlıyarak iletişimi bu anlamda kullanarak kimliklerini oluşturmalarınıı zamanın ruhu ve gereği diye düşünüyorum.
    Mimaride kültürel bir ifade aracı bir iletişim aracı olduğuna gore (ben öyle sayıyorum) mimari dilin en önemli unsure olduğunu düşünüyorum. Söylediğimiz şey sadece tabelalardan ve işaretlerden oluşan bir yapının tasarlanabileceği. Hong Kong’da tabelalar çamaşır gibi yolların üzerine karşıdan karşıya diziliyorlar. Las Vegas’ı, Hong Kong’u, Tokyo’yu ve New York Times Square’i gördüyseniz bu çığırtkan ortamın daha çok geceleri kurulan satış yapmayan ama malı anlatan modern semt pazarları olduklarını söyleyebilirim. Kötü çatılı pis bakımsız binalardan önü giydirme cephe çatısı alaturka kiremit olanlardan zaman zaman daha iyi bir yüzey sayılabilecek örnekler bile var… Nasıl ele alındığına bağlı… adresler çok karışık, belediyeler semt sakinlerine sormadan sık sık sokak, cadde ismi değiştiriyorlar. Çığırtkanlığı, bağırıp çağırmayı seven milletlerde tabelalarda bu eğilimde oluyor. Asıl vahim olanı Beyoğlu’ndaki tabela çalışmaları.. bunu da içinde mimarlar, sanatçılar olan gruplar öneriyor ve uygulamaya yardımcı oluyor. Tek tip tabelalaştırma, üniter devlet ruhu... böyle birşey yerine serbestliği tercih ederim… Tek malzeme, tek karakter bir şehir yerine kaos daha iyidir....

  9. #54
    Gökhan Avcıoğlu

    TEHANU

    Bir ayırım yapmıyorum.. dikkatimi çeken herşey diyelim... Bu aralar çocuklara daha çok dikkat ediyorum.

  10. #55
    Gökhan Avcıoğlu

    MİLLAGRO

    Ne yazık ki birbirimizi anlayamıyoruz. Test şıklarınızdan sizce ben hangisini işaretlerdim?
    Yılın yarısı New York diğer yarısı İstanbul’da yaşıyorum. Her iki şehirde de evim var, işim var.. Orada da yarışmalara katılıyorum, proje önerileri yapıyorum, tasarım yapıyorum. Yaptıklarım için sizce bana da orada böyle bir soru sorarlar mı dersiniz. Türkiye’deki fikirleri buraya taşıyorsun diye... tersine farklı kökenlerin bazen benzer bazen aykırı görüşleri birleşik devletleri zenginleştiriyor.. Sözünü ettiğiniz işler Türkçe dergiler dışındaki yayınlarda da yayınlanıyor. Türkiye’den proje olarak.
    Ben Çin’li mimarların da Hollanda’lı mimarların da İstanbul’da yapı yapmalarını istiyorum. İstanbulun tarihinde var bu. yenileri neden olmasın en azından bu İstanbul’da aynı kurallarla bina yapan mimarların koşullarını, yeteneklerimizi, düşünce yapımızı değiştirmemiz konusunda ipuçları bulmamıza yardımcı olur.örneğin d’aranco övünebileceğimiz bir İtalyan mimar oldu. Kendi şehir geleneğinde olmayan ahşabı kullanarak ilginç şeyler yaptı. Avrupa’lı mimarlar şimdi şehirlerde ahşap yapı önerileri getiriyorlar. Yangın yönetmelikleriyle didişe didişe yapıyorlar. Oysa D’aranco’ya kimse böyle birşey sormazdı…şehrin geleneğinde vardı bu çünkü.ben o doğru bu doğru demeden bır durumu yazıyorum.
    “ithal”ikazlarınıza gelince.. Sizin kod adınızı anneniz mi koydu. Ayrıca Bu kullandığımız internet ortamını bildiğim kadarıyla Türk mucitler bulmadı ama kullanıyorsunuz ve ithal olup olmadığını sorgulamıyorsunuz anladığım kadarıyla.. tabii ki kod adınızı da…(Millagro)
    Yazınızda 8 tane yabancı kökenli “ithal” kelime var.ithal kelimesi günümüzde daha çok ticari düzlemde kullanılır. Bilimin, tekniğini sanatın üzerine “ithal” diye bir yazı olur mu..
    Hangi dille konuşacağız. Hangi dille inşa edeceğiz, denemeden bulamayız değil mi?
    Beni bu diyaloğa seçilmeye değmiyecek birisi olarak düşünüyor da olabilirsiniz... Cevaplarımdan çok yazdıklarınızın dikkate alınmasını istiyorsanız, isminizi ve yaptıklarınızı ortaya koyarsanız diyalog katılımcıları, soru sorma tekniğini kullanarak verdiğiniz mesajları dikkate alacaklardır yada almıyacaklardır, böylesi daha adil ve denemeye değer ne dersiniz....

  11. #56
    Gökhan Avcıoğlu

    ASLIHAN

    Bu proje sizinde düşüncelerinizi öğrenmek birlikte düşünmek ve geliştirmek için çizildi zaten... 10 Mart’ta Galerist’de bir sergi olacak.. sergide projeyi daha geniş kapsamlı görebileceksiniz.. Proje icin yapılacak önerileri de bir kitapta toplamak istiyoruz . Yaşadığımız kent üzerine çok az düşünüyoruz, biz bir yol açmak istedik.Leonardo da Vinci’den beri çok az öneri var İstanbul için yapılmış.. çoğaltmaksa bizlere düşüyor, siz de bir öneri yapın. Bizimkisi şöyleydi ve 11 eylülden çok önce yazıldı,çizildi.bu insanlık dışı saldırı gökdelen tartışmalarına yeni boyutlar getirdi. Bir şehirci mımar ve newyorklu olan mıchael sorkinle tırıbeca ya bakarak konustuğumuzda

    Bir gökdelen projesi üzerine çeşitlemeler...
    Bu kışkırtıcı konu üstüne çalışmayı uzun bir zamandır istiyorduk.Öyle büyük ve yüksekler ki ölceği daha algı sınırlarımızda olan ölçekte ki projelerde karşılaştırdığımız da bırakınız bir ilişki kurmayı, onu görebilen çok uzaklarda ki insanları bile etkiliyebiliyor,bir nirengi noktası oluşturuyor (şehir işte orada..); ya da sinirini bozuyor. çünkü belkide bu yapıdan önce gökyüzünü kesintisiz görebiliyorduk diye düşünülebiliyor.iş bununla da kalmıyor eğer teknik donanımı ve yapımı bu konu da tecrübeli ve yaratıcı ellerden çıkmamışsa cok kısa bir zaman içinde bir kabus yapı'ya dönüşüveriyor.
    Biz şehirlerin bir zaman göstergesi gibi katmanlardan oluştuğuna inanlardanız. Bu nedenle geçmişin izlerini taşiyan ama aynı zamanda da zamanın gerektirdiklerine mimari çozümler üretmiş bir şehiri kutsal adediyoruz.eğer şehirsel ölçekte mirasımızın nasıl ve ne şekilde oluşturulduğunun bilinciydeysek ona bugün de cesaretli müdahaleler yapabiliriz.sehir aynı zamanda deneysel bir alandır da.
    Gökdelen önerimizi İstanbul’dan yola çıkarak oluşturduk. Bu kadar katmanlı ve karmaşık bir şehir kendisinden yola çıkarak benzerleri içinde bir öneri oluşturabilir mi? Durun daha inşa etmedik. Sadece bir öneri bu.üzerinde hiç düşünmezsek düşünülmeden yapılanlara sözümüz olamaz.
    İstanbul’dan bir adım sonra da genel ahvalini başka şehirlerde olursa nasıl olur ve çeşitliliği nasıl kurulur sorularıyla test ettik.önerimizin en ilginç yanı bir sepet gibi çalıştığından içine yerleştirilecek fonksiyonlarına bağlı olarak şekil değişikliklerine uğrayabiliyor olması. zaman içinde bile mevcut duruma ilaveler yapılarak sürdürülebilir. Önceki kuşakların en büyük sıkıntısı; yapılmış olanlar bu olanağı tanıyamadığından yetersizlikler karşısında çarelerin
    üretilememesidir.
    Bir diğer yaklaşımımız ise yapının tek fonksiyona yönelik kullanılmaması. Konut ve ofis alanları başta olmak üzere sinamadan otele, tiyatroya, alışveriş merkezine, sanat galerilerine şehirsel birçok aktiviteye olanak tanıması. tepesi seyir teraslarına, kafelere, lokantalara ayrılmış. Böylece dışarıdan gelenlerle yapı yirmidört saat yaşıyor. Bu kadar yüksekten şehre katılan bir yapı şehir halkını da içine almalı, onlara şehrin manzarasını sunmalı. Böylece gecesi de yirminci yüzyıl gökdelenleri gibi hayalet görünümünde olmayacak. Yerden yeraltı ulaşım ağıyla bağlantılı. İçindeki farklı fonksiyon katlarına farklı düşey bağlantı elemanlarıyla ulaşılacak. Hem güvenlik sağlanmış olacak, hem de bu tür yapılarda ileride bu elemanların yetersizliği oluşursa yeni çekirdek ilaveleri yapılabilecek.
    Taşıyıcı sistem içeride ve çevresinde mukavemeti alaşımlarla arttırılmış çelik. Yapı dışında içindeki birbirinin üstüne konsollarla binen katların formunu alan bir çapraz örgülü kafes var. Özellikle deprem kuşağında bu örgü stürüktürler iyi sonuç veriyorlar. Esasen konsolların yükünü alan va tüm yapıyı da birbirine bağlayan bu kafes dışarıdan ilüzyon içeren perspektif veriyor, içeride olanlaraysa güven.
    Aynı zamanda bu fens yöne bağlı olarak hem güneş kırıcılarını ve alternatif enerji panellerini taşıyor, hem de esas içyapıyla arasında yarattığı mesafe sayesinde iç bahçeler atriumlar oluşturuyor.
    Gökdelenimiz bu yüzyıla kadar geliştirilmiş yatay şehrin dikey hali. Bugüne kadar ütopistlerden mühendislere kadar konu üstünde düşünenler tarafından oluşturulmuş ideal fikirlerin mimari bir tezahhürü. Bir gün yapılacağını umuyoruz, yada yapacaklara ilham vereceğini....

  12. #57
    Gökhan Avcıoğlu

    ARAS BURAK

    Yaklaşımınızı ofisce çok beğendik. Burada herkes sizi tanımak istiyor..
    Şimdilerde nesne tasarımları en az yapı tasarımı kadar ilgimi çekiyor. Bunların birbirine entegresi üstünde çalışıyorum. Mesela eve geldiğimde pinomatik olarak hava kanalları sayesinde içine üflenen hava ile şişen ev eşyaları... işi bitince katlanıp dolaba tıktığınız böylece mekanları eşya yığını, deposu olarak görmediğiniz durumlar üstüne...
    Türk mimarlarının önlerinde ne engeller var? En büyük engel kendileri. Millagro’ya, Hope’a, Pepe’ye bakın anlarsınız.... Hafiyelik yapmaktan tasarım yapanların ulvi dünyalarına katılamayacaklar....

  13. #58
    Gökhan Avcıoğlu

    ALPER

    1. Mimarlık niye lüks olsun.. tam tersine belli lükslere ulaşmak için bir teknik geliştirme mesleği. Depremden önce koskoca ülke jeoloji mühendisliği gibi mesleklerin varlığını unutmuştu... Daha bilimle 1999 yılında tanışıldı...
    2. Türkiye’de mimarlık mesleğinin geleceğinden umutluyum. Daha çok yapıya, tasarıma ihtiyaç var merak etmeyin.. istediğiniz kadar proje tasarım yapabilirsiniz... tatili bile özlersiniz. İlla hemen bina yapmanız gerekmiyor. O kadar çok konuda tasarım ihtiyacı var ki... Varolanların da çoğu yanlış zaten... Size ihtiyaç var.

  14. #59
    Gökhan Avcıoğlu

    MİLLAGRO

    Genemi sen... hafiyesi millagro... birincisi “web sitenizden görebildiğim kadarı ile” diye başlıyorsun.. “ordan öyle görünüyordur” diyor benim ortağım Durmuş Dilekçi... Daha yakından bakmak isterseniz 10 Martta Galerist’deki sergiye gelebilirsiniz. İki projenin de uzunlukları, boyları, konuları farklı... benzerlik olarak Aldo Rossi’nin Milan Konutları da bu yakınlıkta sayılabilir. Hatta Libeskind’in Berlin Müzesini de sayabiliriz.
    Biz daha çok bir kayak, buz pistini örnek aldık. Yerden kaldırdık ve altına otel koyduk. Bu proje Arjantin’de Patagonya’da bir dağ otelinin , şalenin yanında başlayıp aşağıdaki göle uzanan alanı (çatısını) pist olarak kullanan bir yarışma önerisiydi. Türkiye’de bir yer için çizilmedi..
    Ben de bir şey soracağım, bu nickname’in arkasında rahat mısın...

  15. #60
    Gökhan Avcıoğlu

    RENNIE

    “Sıkıntı” konusunda sizinle aynı fikirde değiliz... Ofisce kendimizi yoğun eleştirilere maruz kalmış hissetmiyoruz. Projelerimiz bize göre yeterince yayınlanmış ve anlatılmıştır.. İstenildiğinde de bilgileri paylaşmaktan kaçınmıyoruz..
    Web sitenizin henüz olgunlaşmamış bir tavrı var. Sizde de t.v.deki tartışma ortamlarının yöneticileri tavrına yol açıyor bu..
    “Projelerimizin temelinde yatan düşüncelerimizi metne dönüştürememe sıkıntısı” yok.. biz yaparken çok eğleniyoruz.. üzerinde konuşurken de.. o sırada ofisimize gelen, müşteri, arkadaş hekesin de katkısı, görüşü oluyor. Sadece proje görüntüleri ile beni tanıyorsanız- ki bu niye bir sorun olsun- niye çağırıyorsunuz daha fazla tanımak, bilgi alışverişi için mi.. yoksa bizim ofise yardım olsun diye mi.
    Diğer isteklerinize gelince Skyscraper’ı Aslıhan’ın sorusuna karşılık yazdık. Ramp House’a şöyle..

    Ramp house
    Bodrum hellenistik cağları da içine alan üçbin yıllık geçmişe sahip bir Ege-Akdeniz liman-ticaret kıyı yerleşmesi. Birbirinden güzel ve güvenli koyları Dor birliğinin altı üyesinden biri olan Halikarnassos’un görkemli izlerini taşır. Antik çağda dünyanın yedi harikasından biri sayılan Mausellieion- Vitruviusa göre mimarı Pytheos- burada inşa edilmişti. Leochares, Bryaxis,Tımotheos gibi önemli heykeltraşların heykelleri burada sergileniyordu. Heykellerden biri ve bazı kabartmalar halen Briritish Museum’dadır.
    Heredot buranın yerlisiydi. Ve birçok sanatçı ve bilim adamı burada yetişti. Çevre Dor, Hellen, Rodos, Roma eserlerini barındıran zengin bir tarihe sahiptir.
    Zeytin ağaçları, serviler, maki bitki örtüsü, toprak ve deniz kokusu her koyda kendini farklı yoğunlukta hissettirir.
    “Ramp House” Türkiye’nin güneybatı kesiminde, Bodrumda yer alıyor. Bu projenin arazisi bir tepenin koya açılan eğimli yamacı üzerinde. Havuzun bir kenarı ile başlayan spiral bu rampayı kullanarak dönüyor. Bu rampa sayesinde evin çatısından, avlusuna inebilirsiniz. Bunu bir bisiklet veya scooter ile bile yapabilirsiniz. Sıcak iklim mimarisinde yeni bir teraslı ve avlulu ev yorumu. Bu planlama aynı zamanda doğal havalandırma ve muhteşem deniz manzarası (aksi takdirde evin sadece belirli kısımlarından görülebilecek) imkanı sağlıyor. Binanın strüktürü çelik, yüzeyleri de fibro beton olacak.

Konu ile İlgili Bilgi

Users Browsing this Thread

1 adet kullanıcı bu konuyu ziyaret ediyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)

Mesaj Yazma Hakları

  • Yeni mesaj gönderemezsiniz
  • Mesajlara cevap veremezsiniz
  • Mesajlara ek yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •